Featured

Pazartesi, Aralık 31, 2012

Yılın son günü

Yılın son gününden herkese merhabalar. Bonvagon alışveriş sitesinden gelen tatlı bir hediyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yılbaşı ağacı
Tek yapmanız gereken bu resmin renkli çıktısını alıp yanında yazılı işlemleri sırasıyla uygulamak. Çalışma masalarına küçük de olsa bir renk getirecek tatlı bir aksesuar. Herkese mutlu yıllar...

Cuma, Aralık 28, 2012

Yeni Bir Yıl Geliyor

Her yılbaşı olduğu gibi bu yılbaşı da içimde tarif edilemez bir heyecan var. Sanki hayatı sıfırlayıp 1 Ocak'ta yeniden başlıyorum. Yeni yıl bana hep bütün güzellikleri, bütün mutlulukları getirecekmiş gibi bir duygu var içimde. Yeni yıl benim için geliyor sanki. Bu yüzden de onu güzel karşılamak için bütün hazırlıkları yapıyorum. Bunların ilki de yılbaşı ağacımı hazırlamak oluyor.
Yılbaşı Ağacı Süsü

Yılbaşı Ağacı Süsü

Yılbaşı Ağacı Süsü
Ağacımı İkea'dan aldım. Üzerindeki süsler ve ışıklar ise farklı birkaç yerden. Hoşuma gidenleri bir güzel toparladım. Parıltılı şeyler hoşuma gidiyor. Rutin hayatlarda küçük farklılıklar bunlar. Akşam olduğunda ağacın ışıklarını yakıp onları izlemek büyük keyif bence ve insanın kafasını boşaltıyor. Bu cici mi cici aksesuarlar İkea, Leroy Merlin ve Koçtaş'tan seçmece. siz de zevkinize göre alıp alıp asın ağacınıza. Onu süslemek bile bir eğlence.
Yılbaşı Ağacı

Yılbaşı Ağacı Süsü
Herkese bütün güzel dileklerinin gerçekleştiği, sağlık, huzur, mutluluk ve para dolu yeni bir yıl diliyorum :)


Çarşamba, Aralık 26, 2012

Hayal kırıklığı bir film Taken 2

Filmin çoğunun İstanbul'da çekildiğini duyduğumda büyük bir heyecan yaşamıştım çünkü ilk film gayet başarılı ve sürükleyiciydi. İstanbul manzarası eşliğinde aksiyon dolu bir film izleyeceğim için büyük heyecanla filme başladım. Başladım ki ne göreyim meğer bizim İstanbul'da tek manzara "cami" manzarasıymış. Her sahne geçişinde cami mi gösterilir kardeşim. Nerede bizim boğazımız, köprülerimiz, kız kulemiz, galata kulemiz, ... say say bitmez. Yok yoook İstanbul'da çekilmeye değer tek şey camilerimizmiş. Neyse onu geçtik. İstanbullu bayanlar çok üzgünüm fakat hepiniz kara çarşaflara bürünmüşsünüz de haberiniz yok. 100 kadının 85'i filmde çarşaflı geriye kalan %15 ise otelde çekilmiş başı açık bayanlar herhalde turist olarak kabul edilmiş. Hadi diyelim bunu da geçtik. Yahu bizim İstanbul'daki polis teşkilatı ne zamandır Murat 124 gibi bir arabayla göreve çıkıyor, gözlerime inanamadım. Vallahi teşkilat yapımcıya dava açsa yeridir. Filmde bir sahnede Mercedes marka bir taksiyle kaçış sahneleri çekmişler ama polisimizin arabası fi tarihinden kalma. 
Reklamın iyisi kötüsü olmaz derler bu da kötü reklam ama izleyin diye yapmıyorum. İzlemeyin sakın.

Yeni Yıl Hediyenizi Kendiniz Hazırlasanız...

Refika'nın mutfağını birçoğunuz duymuşsunuzdur herhalde. Değişik ve kolay tarifleriyle benim gönlümü çoktan kazandı. Marketlerden aldığımız onlarca şeyi evde kendimiz nasıl yapabiliriz ondan öğrendim. Şimdi de ellerimle yaptım diyebileceğiniz yeni yıl hediyeleri hazırlamış. Ben de sizlerle paylaşmak istedim.
Anadolu Yemişleri Karışımı
ANADOLU YEMİŞLERİ KARIŞIMI
Malzemelerimiz
1 çay bardağı buğday
1 çay bardağından az menengiç tohumu
50 gr beyaz leblebi
100 gr sarı leblebi
3 çorba kaşığı çedene
1 çay bardağı buğdayı ve 3 çorba kaşığı çedeneyi geniş bir tavada sürekli karıştırarak orta ateşte kavurun. Pıtpıt patlama sesleri duymaya başlayacaksınız. 3-4 dk sonra 1 çay bardağı kadar menengiç, 50 gr beyaz leblebi ve 90 gr sarı leblebi ekleyip birlikte, yaklaşık 10 dk kadar kavurmaya devam edin. Buğdayların renginin turuncuya çaldığını farkedeceksiniz. Böylece buğdaylar kavurga diye tabir edilen çıtır atıştırmalığa dönüşüyorlar ve tatları nefis oluyor. Soğuması için bekledikten sonra kavanozlayıp davetli olduğunuz eve yılbaşı gecesi çerezi olarak götürebilirsiniz. Ya da ne hediyesi canım ben yiyeceğim hepsini diyip hepsini kendinize saklayabilirsiniz:)
Çeşni Değirmeni
ÇEŞNİ DEĞİRMENİ
Malzemelerimiz
8 adet kuru kırmızı biber
2 çorba kaşığı dört renk karabiber
1 çorba kaşığı kekik
1 çorba kaşığı nane
1 çorba kaşığı sarımsak kurusu
2 çorba kaşığı kişniş
1 çorba kaşığı taze sumak
1 tatlı kaşığı kalın tuz
Tüm malzemeleri bir kapta karıştırın.Bunu bir değirmene koyup, yemeklerinizde istediğiniz zaman kullanabilirsiniz. İçinde tuz olan karışımları plastik öğütücülü değirmene koymayı tercih edin, aksi taktirde metal bıçak kısmı oksitlenebiliyor. Kalanını da bittikçe eklemek üzere kavanozda saklayabilirsiniz. Bence güzel bir kurdele ile de güzel bir hediyelik olabilir. 
Nar Şerbeti
NAR ŞERBETİ
Malzemelerimiz
Nar suyu
Aynı oranda toz şeker
Sıktığınız nar suyu miktarına denk gelecek kadar şekeri ekleyin ve ikisi birbiriyle iyice kaynaşana ve şeker tamamen yok olana kadar karıştırın. Gördüğünüz gibi şerbet yapmak bu kadar kolay. Servis yaparken bardağa bir miktar koyduktan sonra üzerine su koyarak, nar ve şeker yoğunluğunun kıvamını damak tadınıza göre ayarlayabilirsiniz. 
Krem Çikolata
KREM ÇİKOLATA
Malzemelerimiz
150 gr çiğ fındık
175 gr bitter çikolata
175 gr sütlü çikolata
3 çorba kaşığı pudra şekeri
2 çorba kaşığı fındık yağı
1 çorba kaşığı kakao
1/3 vanilya çubuğu
Tercihen kabuklu olan 150 gr fındığı ızgara + fan modunda yaklaşık 10 dk fırınlayın. 175 gr bitter ve 175 gr sütlü çikolatanızı ben mari usulü eritin. Ardından fırındaki fındıklarınızı çıkartın. Eğer kabuklu kullandıysanız kabuklarını soyun. Bunu yapmanın kolay yollarından biri, fındıkları iki bez arasında hafifçe ovalamak. Ardından fındıkları doğrayıcıdan geçirin. Bu işlemi fındıklar sıcakken yapmak gerekiyor, böylece yağını sıcak olarak dışarı verecek ve kremamsı hali almasını sağlayacak. Aksi halde karışımınızın kesilmesi söz konusu. Önce toz olana kadar çekin. Bundan sonra da aralıklarla durdurarak çekmeye devam edin. Birkaç dakika sonra tane tane halinden fındık ezmesi kıvamına doğru, oradan da iyice pürüzsüz bir kıvama gelecek. Fındıklar hala sıcakken 3 çorba kaşığı pudra şekerini eleyerek ekleyin. Sonra da 1 çorba kaşığı kakaoyu ve 1/3 'ünü sıyırdığınız vanilya çubuğunun çekirdeklerini ekleyin. Karışımın oda sıcaklığında donmasını azaltmak için de 2 çorba kaşığı fındık yağı ekleyin ve son olarak doğrayıcıdan tekrar geçirin. Krem çikolatanızın hazır olması için son dokunuş da erittiğiniz çikolatayı bu karışıma eklemek ve kaşıkla iyice karıştırmak. Bütün bir yıl keyifle yemeniz dileğiyle.
Sebze Kurusu
SEBZE KURUSU
Malzemelerimiz
1 çorba kaşığı 4 renk biber
4 çorba kaşığı pırasa kurusu
1 çorba kaşığı kereviz kurusu
3 çorba kaşığı havuç kurusu
3 çorba kaşığı soğan kurusu
2 çorba kaşığı sarımsak kurusu
4 adet kuru kırmızı biber
10 adet kurutulmuş domates
Bu tarif hazır çeşniler yerine kullanabileceğiniz harika bir alternatif. 1 çorba kaşığı dört renk biberi havanda kabaca dövün. Havana 4 çorba kaşığı pırasa kurusunu, 1 çorba kaşığı kereviz kurusunu, 3 çorba kaşığı havuç kurusunu, 2 çorba kaşığı da toz sarımsak ve 3 çorba kaşığı soğan kurusu ekledikten sonra karıştırın. Son dokunuş olarak, 4 adet kuru kırmızı biberi ve 10 adet kurutulmuş domatesi küçük küçük doğrayarak ekleyin. Bu karışımı çorbalarda, eti çeşnilendirmek için, erişte ve makarnalarda kullanabilirsiniz.
KURU SEBZELİ ERİŞTE
Malzemelerimiz
2 çorba kaşığı zeytinyağı
2 çorba kaşığı kuru sebze karışımı
2 avuç erişte
Kolot peyniri
Tavada, 2 çorba kaşığı zeytinyağında 2 çorba kaşığı kuru sebze karışımını ekleyip biraz kavurun. Ardından kaynayan suda haşladığınız 2 avuç erişteyi pişince bu tavaya ekleyin. Ardından dilediğiniz miktar kolot peynirini ince dilimler halinde ekleyin ve kaşıkla karıştırın. Erişte peynirin güzel aromasını içine çekiyor ve tadı enfes oluyor. Peynirler iyice eriyip, kuru sebze karışımı ve erişte ile kaynaştığında artık erişteniz hazır demektir. 
Aromatik Zeytinyağı
AROMATİK ZEYTİNYAĞI
Malzemelerimiz
2 dal biberiye
4 adet kuru kırmızı biber
2-3 dal kekik
2 dal taze kişniş tohumu
4 adet defne yaprağı
2 adet limon ağacı yaprağı
2 çorba kaşığı 4 renk karabiber
İçine farklı yeşillik ve baharatlar konduğundan ve zamanla zeytinyağının dokusunu farklılaştıracağından mümkünse ufak şişelerde hazırlanmalı, hızlı tüketilmeli. Bizim hazırladığımız yağ yaklaşık 300 ml. Siz de şişelerinizin boyutuna göre zeytinyağı miktarını ayarlayabilirsiniz. Sırayla malzemeleri koyarak ağzını sıkıca kapattığınızda karışımınız hazır olacak. Sabah kahvaltıda peynirin üzerine başka, öğlen çorbada başka, akşam da eriştenin üzerine döküldüğünde bambaşka bir mutluluk yaratacak.

İşte sizlere Refika'nın Mutfağı'ndan görüp bayıldığım, davet edildiğiniz eve içiniz rahat bir şekilde götürebileceğiniz tadından yenmez muhteşem yeni yıl hediyeleri. Yedikçe sizi hatırlasınlar.

Cuma, Aralık 21, 2012

21 Aralık 13:11

Son bir aydır herkesin dilindeki kıyameti atlatmış bulunuyoruz. Herkese geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum. 13:11 i atlattık ama bunun bir de gecesi var diyen arkadaşlarımla bir de bunun geyiğini çevirmeye başladık bile. Bu geceyi de atlattıktan sonra büyük çoğunluk bir 'oh!' çekecek biliyorum.
Kendi kıyametimizi doğayı katlederek, havayı kirleterek ve birçok küçük ayrıntıyı atlayarak kendimizin hazırladığını da ayrıca eklemek istiyorum. Ben dikkat etsem ne olur ki demeden hep dikkat edelim lütfen.

Perşembe, Aralık 20, 2012

Mısır; Krallar Vadisi - Ölüler Şehri - Hatçepsut Tapınağı - Memnon Anıtları

Hatçepsut Tapınağı

Birbirlerine oldukça yakın konumlanmış olan Krallar Vadisi, Hatçepsut Tapınağı ve Dev Memnon Anıtları'ndan bahsedeceğim bugün. Nil'in batı kıyısındaki bu kesim Ölüler Şehri olarak da tanımlanıyor.

Memnon Anıtları

Vadilere geçmeden Dev Memnon Anıtları'ndan bahsetmek istiyorum. Memnon Anıtları aslında Amenhotep III'ün cenaze tapınağının girişinde bulunan yapıtlar. Ancak tapınaktan geriye fazla bir şey kalmadığı için burada anıtlar ön plana çıkmışlar. Memnon'la Amenhotep'in ne alakası var diye bir düşünce geçtiyse aklınızdan kısaca açıklayayım. Yunan mitolojisindeki Agamemnon'un Habeş olduğu ve her sabah annesine şarkılar söylediği söylenir. Bir depremde zarar gören bu heykeller arasından geçen rüzgar melodik sesler çıkardığı için buraya gelen Yunanlılar bunlara Memnon Anıtları demişler.  M.S. 3. yy'da Romalı Septimus Severus anıtların çıkarttıkları bu sesin devamını sağlamak için onları onartınca ise ses çıkmasını sağlayan delikler kapandığından anıtlar sessizliğe gömülmüş.

Anıtların devamında kazı çalışmaları hala devam ediyordu biz gezerken. Cenaze tağınağı ortadan neredeyse yok olmuş ancak daha aşağılarda başka tapınaklara ulaşılmış. Belki sizler gittiğinizde farklı bir resimle karşılaşabilirsiniz.
Hatçepsut Tapınağı, Ölüler Şehri

Bu bölgedeki cenaze tapınaklarının en ünlüsü kraliçe Hatçepsut'a ait olan Hatçepsut tapınağıdır. Tapınağa ulaşım resmin çekildiği bölgeden golf arabalarına benzeyen araçlarla yapılıyor ve sağ tarafınızda devasa kayaların eteklerindeki bu tapınağı gördüğünüzde şaşkınlıktan ağzınız açık bakakalıyorsunuz. 'Vay anasını!' demek geliyor insanın içinden. Bu tapınağın ünlü olmasının bir nedeni de malesef yaşanan kötü bir olay. 1997 yılında İslami teröristlerin Japon ve İsveçli turistlere düzenlediği bir saldırı tam da bu tapınağın kenarında gerçekleştirilmiş.

Kral Tatmosis'in 5 çocuğu olmuş ancak içlerinden sadece Hatçepsut yaşamış. Ona koca olarak da Tatmosis'in ikinci eşinden olan ve kendisiyle aynı adı taşıyan Tatmosis'i seçmişler. Hatçepsut evlendiğinde 12, Tatmosis ise 20 yaşındaymış ve 40 yaşına geldiğinde de ölmüş. Yönetim Hatçepsut'a kalmış. Bu yapıyı o zaman inşa ettirmiş ve burası daha sonra tapınak olmuş. Hatçepsut döneminde Mısır'da çok başarılı işlere imza atılmış.Mısır için refah dönemi olduğundan bile bahsediliyor.

Hatçepsut'un heykellerinin kadın heykeli olduğunu anlamanızı sağlayan tek şey yanaklarının diğerlerine göre daha dolgun yapılmış olması.

Hatçepsut'un üvey oğlu 3. Tatmosis büyüdüğünde kral olmak isyeceğinden Hatçepsut iktidarını sürdürebilmek için firavun sıfatını almış. Kendisi bu sıfatı alan tek kadındır. Resimde gördüğünüz gibi sıfatına yakışacak şekilde takma sakal bile takıyormuş.

Hatçepsut Heykeli

Eski Mısır'da amaç bu dünya için değil bundan sonraki için hazırlık yapmakmış. Dolayısıyla bütün firavunlar tahta geçer geçmez mezarları üzerinde çalışmaya başlıyorlarmış. Eski krallık döneminde bu mezar yerlerini kilometrelerce uzaktan görünen piramitlerin içinde hazırlatıyorlarmış ancak gömüldükten kısa süre sonra bu mezarlar yağmalanıyormuş.Bu piramitlerin yapımının çok uzun sürmesi ve pahalı olmaları da göz önünde bulundurulunca 18.- 20. hanedanlıklar döneminde mezar yeri olarak Luksor'un batısındaki bir vadiyi seçmeye başlamışlar. Bu vadinin ön planında sonraki hayata hazırlandıkları, mumyalama ve diğer işlemlerin yapıldığı cenaze tapınakları var. Az önce de bahsettiğim gibi bunların en ünlüsü Hatçepsut'unki. Krallar vadisi de tam bu tapınağın dayandığı tepenin arkasında yer alıyor.

Krallar Vadisi

Krallar vadisi yaklaşık 1km ye 3 km büyüklükte bir alan. Bu alan içerisinde şimdiye kadar bulunmuş tam 62 mezar var. Bu 62 mezarın sadece 33 tanesi firavunlara ait ve sadece 1 tanesi soyulmadan günümüze ulaşabilmiş. Girişte alınan biletle sadece 3 mezar gezebiliyorsunuz. Zaten bu bölge için ayrılmış olan zamanda 3 mezar için ancak yetiyor çünkü her mezar önünde oldukça uzun kuyruklar var. Bu mezarlardan en ilginci olan Nefertiti'nin mezarına giriş ayrı bir ücrete tabi. Ayrıca Ramses II'nin eşlerinin bulunduğu mezarda bir fetüs mumyası var.

Dip not olarak düşmek isterim ki bu bölgede çekim yapmak kesinlikle yasak. Her taraf güvenlik görevlileriyle dolu ve eğer yakalanırsanız cihazınıza el konuluyor. Bu nedenle gezinin geri kalan kısmını görüntülemek istiyorsanız aklınıza kötü fikirler gelmesini engellemelisiniz.


Çarşamba, Aralık 19, 2012

The Hobbit: An Unexpected Journey

Hobbit: Beklenmeyen Yolculuk

Aylardır bekledim bekledim ve sonunda izleyebildim. Eğer aranızda henüz izlemeyen varsa çantasını cüzdanını kapsın, en yakındaki sinemaya gidip filmi izlesin. Görüntüler bu kadar mı güzel bu kadar mı başarılı olur? Bir film bu kadar mı sürükleyici çekilir?Yüzüklerin Efendisi serisini hatırlatıcı sahneleriyle de bir kez daha gönlümü kazandı. 3D film izlememeye söz vermiştim kendi kendime ama gittiğim seans 3D olduğundan, daha fazla beklemeye tahammülüm de olmadığından tereddütle girdim filme ancak 3 boyutlu görüntüler de beni ilk defa bu kadar tatmin etti. Bu film ekibini tebrik etmeyelim de ne yapalım şimdi.

Kitabın aynısı olmamış çok eksik var ya da kitapta olmayan şeyler var tartışmalarına artık hiç girmiyorum. Bence siz de girmeyin. Maalesef artık anladık ki, kitapları birebir filme uyarlayabilmek neredeyse imkansız. Hepimizin hayallerini gerçeğe dönüştüremiyorlar işte;) Bende buna sığınarak artık kitabı ayrı, filmini ayrı değerlendiriyorum.

Filmden detaylı bahsetmeyi çok istiyorum ama bazı ipuçları da kaçar diye hiç o konuya girmiyorum. Sadece son sahne için bir şeyler söyleyebilirim. O kadar güzel bitirdiler ki ikinci filmi hepimiz sabırsızlıkla bekleyeceğiz. Büyük, kocaman, upuzun savaş sahneleri bizi bekliyor.

Pazartesi, Aralık 17, 2012

Kar Yağsın İsteyenler Parmak Kaldırsın

Kar fotoğrafı

Kalktığımda karşılaştığım lapa lapa yağan kar manzarası bana bu fotoğrafı hatırlattı. Ülkemizin doğu kesimi çoktan kar altında zaten ama Ankara şehir merkezinde henüz bu manzaraya kavuşamadık. Kar sonrası kalan çamurla baş etmek olmasa daha çok severdim karı ama çamur yüzünden bazen yağmasın istemiyor da değilim. Bir an önce yağsın da kar topu oynamaya çıkalım :)

Perşembe, Aralık 13, 2012

Nil Nehri'nde Tekne ile Tapınaklara Gidiyoruz

Nil Nehri'nden Mısır'ı seyrederken

Başarılı bir İskenderiye gezisinin ardından otelimize geri döndük. Ertesi sabah bizleri Nil Nehri üzerinde unutulmayacak bir geziye çıkaracak olan gemimize gidecektik. Gemideki ortamın böylesine güzel, böylesine eğlenceli olabileceğini hiç tahmin etmemiştim.

Pazartesi, Aralık 10, 2012

Mısır'da İlk Duraklar; Kahire ve İskenderiye

İskenderiye Kütüphanesi, İskenderiye
   
Seyahatnamelere Mısır'dan başlamak istiyorum. Tahmin edersiniz ki tüm tarihin, dinlerin başlangıç noktası olan Mısır'ı kısaca anlatmak olmaz. Bu yüzden bir yazı dizisi edasında 8 gün süren ama bir ömürlük turumuzdan anılarımı sizlerle paylaşacağım.
     Mısır Hava Yolları ile başladık yolculuğa. Bu hava yoluyla uçmak bile çok farklı inanın. Uçak havaya kalkınca hoparlörlerden dua okunduğunu duyuyorsunuz. Allah'a emanet bir yolculuk anlayacağınız. Dua seslerini duyunca insan tedirgin olmuyor değil. Hani sanki bir sorun var da dua edelim Allah bizi kurtarsın gibi bir fikir oluşuyor insanın aklında. Uçak sağ salim yere indiğinde havadayken nasıl sıkıntı çektiğinizi, nasıl kasıldığınızı kaslar kendini bırakıverince hemen anlıyorsunuz.
     Tatillerde hep kardeşimle kalırız otel odalarında bu adet bozulmuyor tabii. Yalnız otel sanki bir tatil köyü havasında. Kahire'de çölün ortasında otel odamızı aramaya çıktığımızda kendimizi önce Antalya sahillerindeki tatil köylerinden birinde zannettik. Çölün ortasında öyle bir yeşillik karşıladı ki bizi, her yer sarıyken birden yeşil görmek ani bir şok dalgasına neden oldu. Sonra da odaların oda değil de küçük çaplı birer müstakil ev olduğunu görünce şok (nasıl oluyorsa) bir üst mertebeye yükseldi. Kapılara geldiğimizde hiç bir yanlışlık ya da eksik olmadan bavullarımız bizi bekliyorlardı. Her şey bu kadar iyi olduğundan da Movenpick Resort Pyramids'e ta buralardan canı gönülden teşekkürlerimi gönderiyorum. Gece o güzel bungalovlarda uyuyup dinlenip sabahleyin de mükellef bir kahvaltının ardından grubumuzla birlikte İskenderiye'ye doğru yola çıktık.

Hurma
Otobüsümüzle ilerlerken yol kenarında sık sık yukarıdaki görüntüyle karşılaşmaya başladık. Rehberimiz (Lokman Çolpantekin) bizlerdeki "ne ki bunlar?" fısıltılarını duymuş olacak ki otobüsü kenara çektirdi ve inip Mısır'da yetişen bu gerçek, taze hurmalardan bizlere satın aldı. Türkiye'ye gelen o kuru, içi kaçmış hurmaları hiç sevmeyen ben bu ekşimsi muhteşem tadı afiyetle mideme gönderdim.
     İskenderiye'ye gelirsek önce Wikipedia'dan alıntı kısa bir tarih bilgisi verelim. MÖ 332 yıylında Büyük İskender tarafından kurulmuş ve dolayısıyla adını kurucusundan aldığını anlamışsınızdır. Yakılmadan önce, dünyanın ve belkide evrenin tüm sırlarını içinde barındırdığı söylenen İskenderiye kütüphanesi, dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye feneri ile tanınıyor. Yakılan o güzelim kütüphanenin yerinde bugün daha modern bir mimariyle yaşatılmak istenmiş ama tabii içerideki bütün bilgiler kül olduktan sonra yenisini yapmışsın neye yarar. Duvarlarında günümüze kadar gelmiş tüm alfabelerin harfleri bulunuyor. Bence 'yeni' İskenderiye Kütüphanesinin barındırdığı en önemli güzellik buydu.
İskenderiye Kütüphanesi, Mısır
     Kütüphanenin etrafında dolaşırken Mısır'lı gençlerin ünlüymüşsünüz gibi gelip sizlerle fotoğraf çektirmek istemeleri çok ilginç bir anektod. Turist olduğu belli olan herkese karşı inanılmaz bir ilgi ve merak var. Siz manzarayla resim çektirmek isterken onlarda gelip sizin resimlerinizde bulunmak istiyorlar. 
     Taa İskenderiyelere gidip de Osmanlı'nın bir eseri olan Kayet Bay kalesini görmeden olmazdı tabii ki. Hep birlikte kaleye doğru tekrar yola çıktık. Yolda muhteşem bilgi dağarcığını devamlı bizlerle paylaşan rehberimizle bir Mısır turu yapmanızı hepinize tavsiye ediyorum. Mısır'la ilgili beni en şaşırtan bilgilerden biri evlere ödenen vergilerle ilgiliydi. Evinizi yaptınız içine oturdunuz herşey gayet güzel ama evlerden vergi dışını sıvatıp bir de üstüne boyatma gafletinde bulunursanız almaya başlıyorlarmış. Bu yüzden apartmanların, evlerin neredeyse %80 i sadece tuğladan ibaret. Eh etraf sarı, tuğlalarda turuncu dolayısıyla kolay kolay bir renk göremiyorsunuz etrafta. Mısır birçok dini içerisinde barındıran bir ülke olduğundan her tarafta kiliseler ve camiler neredeyse yan yana. Kimsenin inanışı konusunda birbirine karışmadığı ya da birbirini yadırgamadığı düşünülse de insanlarla en yakın olabildiğiniz alışveriş zamanlarında pek de öyle olmadığını görüyorsunuz.
Kayet Bay Kalesi, İskenderiye
     Kayet Bay kalesine otobüsümüzle yaklaşırken, kalenin Osmanlı mimarisinin bir eseri olduğu açıkça belli oluyor. Maalesef kütüphane gibi günümüze ulaşamayan İskenderiye Feneri'nin bulunduğu yere yapılan Kayet Bay kalesi yine İskenderiye Feneri'nin sağlam kalan parçalarını da barındırıyor. Bu kale de diğer eserler gibi bir kez yıkılmış ve sonra tekrar restore edilmiş.Kale nasıldı güzel miydi derseniz pek birşey söyleyemeyeceğim fakat bütün kalelerde olduğu gibi muhteşem bir manzaraya sahipti. Akdeniz'e bir de diğer taraftan bakmak bende garip bir his uyandırdı. "Yani şimdi bu koskocaman suyun diğer yakası Türkiye" diye içimden geçirmedim değil.
     Günübirlik gidilen İskenderiye turundan memnun kaldığımı söyleyebilirim. Gitmesem bir şey kaybeder miydim? diye düşünürsem çok fazla bir kaybım olmazdı belki ama bir kere görmek lazım tabii ki. Ama yok bir şey yokmuş ben görmek istemem diyenlerdenseniz sakın ha kendiniz gezerken sokaktan bir şeyler alıp yemeyin bu bir. Çünkü her çeşit parazite maruz kalabilirsiniz. Maalesef Mısır'daki hijyen anlayışıyla bizdeki hijyen anlayışı aynı değil. Eğer rehberiniz size yemek yiyilecek ve gezilecek yerler konusunda çeşitli uyarılarda bulunuyorsa onu can kulağıyla dinlemeli ve sözlerine güvenmelisiniz. Nitekim grubumuzdan 3 kişi bizimle İskenderiye'ye gelmeyi tercih etmeyip günü Kahire'de geçirmek istediler. Olabilir gayet normal fakat o gün ne yedilerse ertesi 2 gün boyunca malum sebepten odalarından çıkamadılar.
     Mısır'la ilgili bazı genel bilgiler vermem gerekirse eğer; aman orası çok pis gidilir mi? gezilir mi? hasta olursun, mikrop kaparsın gibi gereksiz laflara kulaklarınızı tıkayın. İnanın Mısır'da kaldığımız otel de yemek yediğimiz yerlerde Avrupa'da götürüldüğümüz yerlerden çok daha lüks ve temizdi. Hepimizin malumu Mısır fakir bir ülke. Mısır devlet yönetimi turistlerin gidebileceği her yere 'Turizm polisleri' koymuş. Nedeni turistlerin halkı rahatsız etmesi değil, halkın turistlere bir rahatsızlık vermesini engellemek. Turistlerinin ülkeye ne kadar büyük bir katkısı olduğunu hayal bile edemiyorum. Turizm polislerince korunan bölgeden dışarı çıkmadıkça sizin için bir tehlike yok. Bizimki gibi meraklı bir grubunuz olursa ve rehbere polislerin korumadığı  bölgeyi görmek konusunda çok ısrar ederseniz de karşılaşacaklarınızdan siz meshulsünüz. Bizim grubumuzdan bir genç kızımıza elle sarkıntılık yapıldı mesela. Bir de fakir olduklarından size ve üstünüzdekilere öyle bir bakıyorlar ki kendinizi uzaylı zannedebilirsiniz. Rahatsız edici birşey yani. 
     Pis olmasından ya da diğer bahanelerden kurtulup o muhteşem tarihi hepinizin görmesini dilerim. Bugün İskenderiye ile bir giriş yaptık. Yavaş yavaş, piramitlerin merakıyla gittiğim ama tapınaklarına hayran kalıp döndüğüm Mısır'ı anlatmaya devam edeceğim. Görüşmek üzere.


Salı, Aralık 04, 2012

Sonunda başlıyorum :)

     Aylardır bugün yapayım, bugün yapayım deyip durduğum işi, işte sonunda bugün yapıyorum. Yazdığım, hayal ettiğim çok şey var ama neredeyse hiç birini kimseyle paylaşmadım. Sizlere ulaştırmaya çalıştıklarım da maalesef hala proje aşamasındalar. 
     Bugün hava karanlık, yağmurlu hatta arada bir kar bile atıyor. Benim de zamanım var. Artık otur da yazmaya başla dedim kendime. (Hep söylüyordum zaten de, bugüne kısmetmiş işte.)
Hayattaki her şeyden bahsetmek istiyorum sizlere, daha doğrusu hayatımdaki. Hayallerim, yapabildiklerim, yapamadıklarım. Hepimizin yaşadığı şeyler kısacası.
     Tüm bunları yaparken sizlerle de iletişim içerisinde olmayı çok istiyorum ama buraya yabancı olduğum için iletişimin nasıl olacağını çözmem biraz zamanımı alabilir :) Sakın korkmayın ama çözmem uzun sürmez.
     En kısa zamanda bütün hikayelerimle buradayım...
Copyright © 2015 HER ŞEYDEN KONUŞMALI