Perşembe, Temmuz 31, 2014

Gezi Direnişi Yazı Dizisi #11

Kısa bir bayram tatili molası vermiştim ve bomba gibi geri döndüm :) Tabii bu sırada devlet büyüklerimiz birbirinden ilginç açıklamalarıyla beni şoktan şoka soktular ama artık "delidir, ne yapsa yeridir" diyerek geçiştiriyorum. Yoksa beynim harakiri yapmakla yapmamak arasında gidip geliyor. Bu muhteşem gündeme en kocaman ve en sesli kahkahamı atarak "bye bye!" diyor ve bugünkü konuğumla sorularıma geçiyorum.

1- Kısaca kendinden söz eder misin?

Antalyalıyım ve Antalya’da yaşıyorum. 34 yaşındayım. Üniversite mezunuyum. Uluslararası bir şirkette Satış Sorumlusuyum. Hayatı, Kitapları, gezmeyi çok severim. Bekarım. Yani klasik beyaz yakalıyım.


2- Gezi'den önce hayata, siyasete, doğaya vb. bakış açın nasıldı?

Hayatıma bir bütün bir biçiminde bakıldığında istesem de istemesem de, hep siyasetin içindeydim. Genel olarak bakıldığında, bir seçim yapmam gerektiğinde, hep siyasetin içinde olmayı seçtim. Çünkü çok okuyan, tartışan bir ailenin içinde büyüdüm. Bu da hayatınızda bilginin olmasını getiriyor. Bilmek, her zaman sorumluluk sahibi olmayı getiriyor. Farklı olmanın, bu ülke de farklı düşünmenin bedelini ödeyen bir ailenin içindeydim. Tabi ki hayatım da buna göre şekillendi hep. Hayat bir şekilde biz beyaz yakalıları ayırıyor. Biz kendimizi kravatlara ve topuklu ayakkabılarımızın arasına sıkıştırmış durumdayız. Örgütlü olamayışımız, birbirimizden ayrı olmamız bu yüzden. Birbirimize düşman gibi yaşıyoruz, yaşatılıyoruz. Hep birimizin üzerine basmalı ve öyle yükselmeliyiz eğitimleri alıyoruz. Bu da bir süre sonra her şeye yabancılaşma haline sokuyor bizleri. Yalnızlık hissiyatı büyüdükçe daha da korkak, çekingen hale geliyoruz. Gezi öncesi hep konuştuğumuz ve hep söylediğimiz bir şey vardı." Boğuluyoruz " bu cümle her görüştüğüm arkadaşımla ortak bir hale gelmişti. Her şey boğuyordu bizi. İlişkilerimiz, bize dayatılan hayata karşı hiç bir şey yapamayışımız, kredi kartı borçlarımız, bir duble içerek alkolik oluşumuz, kiminle evleneceğimize, kaç çocuk yapacağımıza, ... Sanki ayağımda bir ağırlıkla denizin dibine doğru gider gibi hissettiğim zamanlardı.  Bu boğulma durumu kişisel olarak da kendinizi, "kaybeden" hissiyatıyla yaşayan bir insan haline getiriyor sizi. Bu durum da bütün hayatınıza yaşantınıza yansıyor. Bu hayatta güzel bir şey olmayacak mı sorusuyla yaşıyorsunuz.  

3- Gezi olayları senin için nasıl başladı?

Gezi Parkı benim için yabancı bir kelime değildi. Ailemin bir yarısı İstanbul'da yaşıyordu. Anneannem, dedem çocukluğumun bütün yaz tatilleri hep İstanbul'da  geçti. Beyazıt Meydanı ve Taksim Meydanı hep çok büyülü yerler olmuştur benim için. Hayatımda kendimi bilerek ilk defa bir kadını öptüğüm yer Gezi Parkı'ydı. Benim için yıkım, esasında İnci Pastanesi'nin kapatılmasıyla başladı. Emek Sineması, sanki bütün sevdiğim şeyler tek tek yok oluyormuş gibiydi. İstanbul'da  yaşamadığım için her gittiğimde değişiklikleri toplu bir şekilde görüyordum. Canım çok acıyordu o zaman. Gezi eylemlerini ilk başladığı günden itibaren izliyordum. Farklı bir kentte yaşamam nedeniyle sadece izleyiciydim. İstanbul'daki bir çok arkadaşımın bir şekilde o parkla ilgili çalışmalara katıldığını biliyordum. Fakat onlarla bile konuşurken, içten içe bir yer daha yok olacak ve ben hiçbir şey yapamamış olacağım diyordum. Büyük bir suçluluk hissediyordum. 31 Mayıs günü hayatımın en ilginç günüydü. O gün sabah gazetelerden orada bulunan gençlerin çadırlarının yakıldığını okudum. Bu işin bittiğinin resmidir dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Akşamüstü saatlerinde bir müşterimle toplantıdaydım. Telefonumun sesi kısıktı. Toplantı sırasında telefona sürekli mesajlar düşüp duruyordu saat 6'yı gösterdiğinde telefonum kilitlenme noktasına gelmişti. Toplantı biter bitmez telefonumu açtığımda 12 cevapsız aramanın, 50'den fazla  mesajın olduğunu gördüm. O sırada bir arkadaşım aradı. İstanbul'daki arkadaşlarım çıldırmış gibiydi ‘ bu sefer her şey çok farklı, çok farklı diye bağırıyordu’. Hiç unutamadığım bir kaç mesaj vardı ortak gruptan atılmış. "Sıkın dişinizi işten çıktık geliyoruz!" yazıyordu. Birisi Karaköy'deyim "gaz maskesi kimlere alıyorum?", "Keçeli kalem aldım kan grubunuzu kolunuza yazın" gibi. Müthiş bir andı. Duvar yıkılmıştı ve her şey yıkılıyordu.

4- Gezi olaylarına girme sebebin neydi?



Gezi parkına katılma sebebim sadece anlattığım bir çok şey değil. Anlatamadığım birçok şeydir. Çocukluğumdan beri gelen sıkışmışlıktır, bu ülkede farklı olmaktır, farklı sevmektir, evinin kadınını değil düşüncelerinin kadınını sevmektir. Gizli  gizli dinlediğim Ahmet KAYA kasetleridir. Senin gibi düşünen kaç kişi kaldı diyenlere bir cevaptır. Reyhanlı'dır,Uludere'dir, Kürtaj'dır, 80'li yıllarda ceza evinde ziyarete gittiğim öz amcamdır, öldürülen LGBT'lidir. Düşüncelerinden dolayı Türkiye’nin her yerine sürülen devlet memuru babamdır. Sürekli görmezden gelinmektir. Saymakla bitmez. Bazen de tek bir neden vardır. Kendin olma isteğidir! 
Antalya'daki Gezi Direnişi ise şu şekilde başladı:
Bir arkadaşımla buluşup 31 Mayıs günü  Antalya’da Cumhuriyet Meydanına gittik doğru dürüst kimse yoktu. Bir grup genç gelmişti ama hiç birimiz ne yapmamız gerektiğini bilmiyorduk. Herkes birbirinin yüzüne bakıyordu. Bir gün sonrası için sözleştik. Ulaşabileceğimiz herkese ulaşma isteğiyle doluyduk. 1 Haziran günü insanlar çığrından çıkmış gibiydi. Bütün Antalya Cumhuriyet Meydanı'ndaydı. Her yer slogan her yer direnişti. Müthiş bir kalabalık vardı. Ne olacaksa olsun diyen insanlarla doluydu meydan. Müthiş bir histi her türlü insan vardı. Güçlü olmanın birlikte olmanın o güzel hissiyatı vardı.
5- Gezi olaylarıyla beraber hayatında ne gibi değişiklikler oldu?


Dikkatimi çeken en önemli şey kadınlardı. Kadınlar ciddi anlamda başı çekiyorlardı. Zaten bu kadınların eylemi değil miydi bir çeşit? Kırmızılı Kadın, Siyahlı kadın, Yıllardır eylemlere katılırdım ama bu kadar kadınların aktif  olduğu bir eylem hatırlamıyorum. Şimdiye kadar kendimize hayata dair, kendi ellerimizle ördüğümüz duvarları gördüm.  Söylemekle yapmanın arasındaki uçurumu fark ettim. Birde bu ülkede yıllarca söylediğim her şeyin canlı kanıtlarını gördüm. Devlet zulmünü, haber kanallarının görmezden gelişini, Penguenleri, artık medyanın, sermayenin daha birçok kurumun, işler ciddileştiğinde nasıl da yüzüne ışık tutulmuş tavşan gibi donup kaldığını gördüm.


Değişim konusunda ise hem kişisel hayatımda hem de toplumsal bakış açımda dönülmez değişiklikler oldu. Kişisel hayatımda 8 Haziran günü Babam geçirdiği kalp ameliyatı sonrası vefat etti. Benim için çok yıkıcı bir durumdu. Politik ve kişisel gelişimimde çok önemli bir karakterdi babam. İlk 1 Mayıs'ıma onunla gitmiştim, okuma sevgisini, değer yargılarımı hep ondan almıştım. Çok büyük bir acıydı benim için. Çünkü hiç beklemediğimiz bir durumdu. Bir taraftan da dayanışmayı gördüm.  Hiç beklemediğim insanları bir anda yanımda gördüm. Size sahip çıkmaları, acınızı paylaşmaları, yalnız olmadığınızı hissettirmeleri. Tabi aynı sırada ülkenin birçok yerinde çok daha kötü acılar da yaşanıyordu. İnsanlar evlatlarını kaybediyordu. Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Mustafa Sarı, Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan. Geçek şuydu evlatlar babalarını gömerler, zulmün olduğu yerdeyse babalar evlatlarını.
6- İnsanlara nasıl bir mesaj vermek istersin?
Hayata artık gülerek bakıyorum, çünkü kendimi daha güçlü hissediyorum. Gezi Parkı eylemleri sırasında toplumun bütün tabularında  dönülmez çatlaklar oluştu. Bu çatlak en diplere kadar ilerlemeye devam ediyor. LGBT üyeleri bir eylem yapıyor binlerce insan katılıyor. Bir çocuğun cenazesine 1 Milyon kişi katıldı. Sadece vicdan meselesi değil, insan olma meselesi. İnsanlar artık olaylara bireysel, sadece o kişiyi ilgilendiren bir sorun diye bakmıyor. Bu ülkede aynısı benim başıma da gelebilir diyor. İçselleştiriyor. Artık hiçbir siyasetçi önümüze geçip her olayda timsah göz yaşlarına boğulamıyor. Çünkü ne olursa olsun gülerek cevap veriyoruz. Orantısız bir zekayla, sloganlarımızla, davranışlarımızla, ... Bizler de şunu öğrendik gülmek politik bir eylemdir. Bu eylemi sonuna kadar sürdüreceğiz. Yaşımız ne olursa olsun kuşaklara sıkışmadan. Çünkü gördük ki; bir sabah her şeyi göze alıp o sokağa çıkabiliyoruz. Bütün o yaptıkları bizi yeniden hizaya geçirme hayallerinden kaynaklanıyor. Evet hiçbir şey daha bitmedi bunların hepsi başlangıç ve bizim için bu kavga, yeryüzü, aşkın yüzü oluncaya kadar sürecek.

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © 2015 HER ŞEYDEN KONUŞMALI