Güneş Gözlüğümü Kaybettim!

YAZAR : Salı, Temmuz 11, 2017
Yaz geldi ve ben güneş gözlüğümü kaybettim. Şimdi benim için zor bir süreç başlıyor. Yeni bir güneş gözlüğü seçmek zorundayım ve bu benim için hiç de kolay bir süreç değil. Bu seçimimde birçok farklı kanaldan modelleri elemeye çalışacağım elbette ama sanıyorum en uygun fiyatlara internetten ulaşabileceğim.

Daha önceki güneş gözlüğü alışverişimi Atasun Optik'in neredeyse sonsuz sayılabilecek çeşitli modellerinden seçerek tamamlamıştım. Bu sefer de Atasun Optik'in internet sitesinden alışveriş yapmaya karar verdim. Atasun'un kadın güneş gözlükleri kategorisine hiç baktınız mı bilmiyorum ama baktıkça bakası geliyor insanın. Siteden birkaç tane güneş gözlüğü almadan çıkabilirsem, yakınlarıma söyledim, beni tebrik edecekler :)



Atasun Optik'in kalitesine ve hizmet anlayışına sonuna kadar güvendiğimden internet alışverişimi de rahatça ve huzurla yapacağım da sanıyorum hepinizin malumudur. Güneş gözlükleri, özellikle son yıllarda her birimizin vazgeçilmez aksesuarlarından. Eskiden yalnızca yazın, çok güneşli ortamlarda kullanımı tercih edilirken artık yaz kış, gözlerimizin korunmasına ihtiyaç duyduğumuz her ortamda kullanabildiğimiz bu aksesuarlardan birkaç farklı modelde edinmek de her birimiz için bir nevi ihtiyaç. 

O halde ne duruyoruz? Atasun Optik'in internet sitesi beni bekler, ben birkaç tane güneş gözlüğü seçip geliyorum :)

Sevgilerimle...

Yaz Tatilinde Alanya

YAZAR : Salı, Haziran 27, 2017

Eskiden neredeyse her yıl tatil için gittiğimiz Antalya'dan bir iki günlüğüne kaçtığımız Alanya'ya yıllar oldu ki gitmedim. Kim bilir o günlerden bugüne neler değişti, neler aynı kaldı? O halde dedim bu yaz yeniden gitmeli ve neler olduğuna bir bakmalı. İşte tam da bu nedenle Alanya'da neler yapılır listesi çıkarıp nerelere uğramam gerektiğini sıralayan bir liste çıkardım.

Sizlerin de çok işine yarayacağını düşündüğüm liste ise beklediğimden de kalabalık oldu. Bu listede;

*Alanya Kalesi
*Sapadere Kanyonu
*Dim Çayı
*Damlataş Mağarası
*Dim Mağarası
*Damlataş Plajı
*Kleopatra Plajı
*Kızıl Kule
*Alanya Arkeoloji Müzesi
*Alanya, Atatürk Evi ve Müzesi

bulunuyor. Bu durak noktalarında çok keyifli zaman geçireceğime çok eminken listeme tüplü dalış, yamaç paraşütü ya da balonla gezi gibi farklı alternatifler de eklemeyi ihmal etmedim. Alanya'yı yıllar sonra yeniden baştan sona keşfedecek olmanın heyecanı şimdiden içimi sardı. 

Böyle kalabalık bir listeyi bir güne sığdırmanın imkansızlığını gördüğümdeyse hemen otel arayışına başladım. Alanya'da otel seçmeden birçok siteyi detaylıca incelemeli ve otelleri araştırmalıyım. Önümde onlarca farklı seçenek beni bekliyor. Rezervasyonsuz, sürprizli planlar yapmayı çok sevsem de Alanya için bunu riske atmak istemiyorum. Bir arkadaşım Jollytur sayesinde Alanya'da çok uygun fiyatlarla muhteşem otellerde kaldığından bahsetmişti. Benim de aklımı çelmiş olabilir. Bu nedenle Jollytur'un sitesini daha detaylı incelemeyi düşünüyorum.

Sizler son yıllarda Alanya'ya gittiniz mi? Ve gittiyseniz bana tavsiye edebileceğiniz yerler nerelerdir? Yorumlarınızı merakla bekliyorum. Sevgiler :)

Farfara - Sezgin Kaymaz

YAZAR : Pazartesi, Haziran 26, 2017
Sezgin Kaymaz yazılarımı özlemişsinizdir dedim ve geldim. Kitabı kışın okumuş ve üzerinden bir mevsim geçmiş olmasına rağmen (hava kış gibi olsa da) biraz ara vermek istemiştim. Son çıkan Sezgin Kaymaz kitabı Farfara ile işte karşınızdayım :))

Bilmem hatırlar mısınız yazarın Lucky isimli kitabını yine burada yazmıştım ve çok beğendiğimi söylemiştim. Farfara'da hikaye devam ediyor, yani bir nevi devam kitabı niteliğinde ama Lucky'i okumadıysanız Farfara'yı okuyamazsınız diye bir kural yok. Başlıbaşına da harika bir hikaye ve geçmişten söz ediyor. Yine de sen ne tavsiye edersin diye sorarsanız bence Lucky'i kesinlikle okumalı ve ardından Farfara'yı okumalısınız. 

Farfara'da yine bitmek bilmez maceralar bekliyor sizleri. İçerisinde barındırdığı köpek sevgisini anlatmama lüzum bile yok zaten. Hikayesiyle sizi öyle sarıp sarmalayacak ki bittiğinde kaldığınız boşluktan sıkılacaksınız. Aklınız kitaptaki hikayeye gidip duracak. O zaman ne duruyorsunuz? Doğru okumaya ;)

Keyifli okumalar dilerim...

Otto Lounge İftar Daveti

YAZAR : Cuma, Haziran 23, 2017
Geçen haftalarda sevgili Gurme Akademi davetiyle Ankara'da yeni açılan Otto Lounge'ın açılıştan bir gün önceki iftar davetindeydik. Ankara, Çukurambar'da açılan Otto Lounge'da keyifli zaman geçirebileceğiniz bir çok seçeneğiniz mevcut.

Garsonların ilgili ve kibar olduğu davet gecesinde iftar masalarımızda bulunan lezzetli ikramlıkların sonrasında harika bir çorba ile yemeğimize başladık. Kıvamı çok yerinde olan çorbanın ardından arasıcak olarak sebzeli börek geldi. Yemekte ise kırmızı et ya da tavuk seçebiliyorduk, ben tercihimi tavuktan yana kullandım ve yanında çok güzel soslu bir makarna ile servis edilen tavuktan çok memnun kaldığımı söylemeliyim. 

Yemek öncesi gezme imkanına sahip olduğumuz Otto Lounge'da az önce de söylediğim gibi herkese hitap edebilecek birçok farklı köşe bulunuyor. Mesela bir kitap sever tek başına gelip bu şömine başında keyifle kitap okuyabilir ya da üst katlarda arkadaşlarınızla çeşitli masa oyunları oynayabilirsiniz.

Kalbimi çalan yer elbette burası oldu :)

Seçkin blogger arkadaşlarımla keyifli bir sohbet eşliğinde harika bir gece geçirdik. Bunu gerçekleştirmemizi sağlayan başta Otto Lounge olmak üzere, Gurme Akademi ve sevgili Nilay Hanım'a sonsuz teşekkürlerimi iletmek isterim.

Keyifli bir gece, lezzetli yemekler ve eğlenceli vakitler için sizler de Otto Lounge'u tercih edebilirsiniz. Gidecek olanların yorumlarını sabırsızlıkla bekliyor olacağım. Sevgiler...


Mumya - The Mummy

YAZAR : Perşembe, Haziran 22, 2017
Mısır'a olan özel ilgim nedeniyle bilmem kaçıncısı çekilen mumya filmlerinden birine daha gözüm kapalı gittim. Mısır coğrafyası ve muhteşem tarihi öyle sonsuz hikaye varyasyonlarına izin veriyor ki yine bir diğeriyle daha karşı karşıyayız. Lanetler, tanrılar, intikam, hırs ve büyük bir geri dönüş bekliyor bizleri.

Başka bir varis olmadığından Mısır tahtına geçecek olan Ahmanet abisinin başka bir kadından doğan çocuğu yüzünden tahta çıkma şansını kaybeder ve bu onda müthiş bir intikam duygusu uyandırır. Ölüm Tanrısı Seth'le işbirliğine girer ve abisi ve çocuğunu acımasızca öldürür. Tam Seth'i ete kemiğe büründürecek ayini yapmak üzereyken yakalanır ve tekrar dünyaya gelmesini engellemek amacıyla birçok önlem alınarak ve canlı canlı mumyalanarak gömülür.

Olaylardan yüzyıllar sonra bir askeri operasyon esnasında Nick Morton, eline geçirdiği bir not sayesinde Ahmanet'in hiç bulunmaması gereken mezarını bulur ve aksiyon başlar. Ahmanet'in mezarı incelenmek üzere bir uçağa yerleştirilir ve yola çıkılır ancak yolda hiç beklenmeyen şeyler yaşanır. Ahmanet, hedefine yol almaktadır. Amacı yüzyıllar önce ayin esnasında kullandığı hançeri ele geçirmek ve Seth'i dünyaya getirmektir.

Her mumya filminde izlediğimiz gibi insanlardan beslenerek yavaş yavaş kendi bedenine bürünür. Bir yandan da büyük bir kovalamaca yaşanmaktadır. Aslında Jenny Halsey tarafından aranan mezar onunla birlikte bir araştırma bölgesine getirilir. Ele geçirdikleri Ahmanet'i bir şekilde kontrolde tutmaya çalışmaktadırlar ancak Ahmanet kolay kolay pes etmeyecektir.

Görsel efektleriyle, mumyanın çekiciliğiyle ve benim Mısır aşkımla birleştiğinde güzel bir film olarak tanımlayabileceğim The Mummy - Mumya, aslında hikaye olarak oldukça vasat. Hele ki Russell Crowe'un bir anda Dr. Henry Jekyll'e dönüşmesi ve bir mumya filminin içinde bu karakterle karşılaşmak bana çok komik geldi. Sonrasında araştırmalarım sonucunda bu filmin bir "Dark Universe" projesinin ilk adımı olduğunu okusam da ne bileyim bence yine de komikti.

Mumya filmi severlerin hoşuna gideceğini düşündüğüm ama yine de büyük beklentiler beslememeleri gerektiğini eklemem gereken film için keyifli seyirler dilerim. Yorumlarınızı merakla bekliyorum. Siz film için ne düşündünüz?

Ya Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?

YAZAR : Çarşamba, Haziran 21, 2017


Uzunca bir süredir kozmetik ve yaşam blogları gerek bloglarında gerek sosyal medya hesaplarında bazı şikayetler ve sitemler görüyorsunuz. Bizler yani blog yazarları istedik ki bu durumu tek bir yazıda toplayalım, sorunu ve kaynağını anlatalım.

Öncelikle belirtelim; bizler marka gönderisinden çok kendi aldıklarımızı bloglarında yazan blog yazarlarıyız. Yani bu yazıyı yazma cesaretini gösteriyorsak ki bu nokta çok önemli, blogumuz biz istediğimiz için var ve var olacak!

Uzun bir süre aktif blog yazarları olarak olayları uzaktan izledik. Blog yazmayı kolay zannedenler ticari veya en azından çıkar amaçlı blog açıyorlar. Hatta blog demeyelim, instagram hesabı açıyorlar ve kendilerine blogger diyorlar. Üzerine son zamanların en moda hadisesi takipçi satın alıyorlar. Bir bakıyorsunuz 2 aylık bir instagram hesabı 40 bin takipçiye ulaşmış. Çözünürlüğü iyi fotoğraflar, hatta bazen yabancı bloggerlardan aldıkları fotoğraflar ile “dostlar iş başında görsün” mantığı ile paylaşım yapıyorlar. Ardından markalara yazmaya başlıyorlar, tanıtmak için ürün istiyorlar. Zaten instagram hesaplarını açar açmaz profillerine ekledikleri bir not var: “Reklam ve iş birlikleri için DM” Yani amaç baştan belli sizce de öyle değil mi? Ve bazıları blog nedir, blog nasıl yazılır haberi yok. İçlerinde instagramın gerçekten blog olduğuna inananlar var biliyor musunuz?.

Bu şekilde bir yol izleyerek hem gerçek blog yazarlarının emeğini hiçe saymış oluyorlar hem ‘blog yazarlığı’ vurgusunu kötüye kullanıp lekeliyorlar. Olay bununla da sınırlı değil. Markaların ‘denemeleri ve yazmaları’ için gönderdiği ürünleri satmaya başlıyor kimileri. Yani olayın ticari boyutuna kısa yolla ulaşıyorlar.

Peki bu durumda sadece kendini blogger zanneden ve etrafındakileri inandıranlar mı suçlu? Bunların hesaplarını incelemeyen ve “ben bloggerım dediğinde “hani senin blogun” diye sormayan firmaların hiç mi suçu yok? Aslında bakarsınız suçları hiç azımsanmayacak ölçüde. Onlar bu blog yazmayan ve takipçileri gerçek olmayan hesaplara ürün gönderip, ürünlerin akıbetini bile sormayınca ne oluyor? “Bu iş ne kadar kolaymış” diye düşünen meraklı insanlar da açıyorlar bir instagram hesabı, alıyorlar takipçiyi başlıyorlar firmalara yazmaya. Belki onlara da gelir öyle değil mi?

Bu arada emek veren blog yazarları ne yapıyor dersiniz? Sırf bu işi severek yaptıkları için, blog yazarken paylaşım yaparken mutlu oldukları için ceplerinden para verip o markaların ürünlerini almaya devam ediyor. Evet bir çoğu bunu yapıyor.

Sizce firmalar neden böyle yapıyor? Ürünleri yazmayan tanıtmayan hatta blog bile yazmayan insanlara neden ürün gönderiyorlar? Bizler nasılsa gidip o ürünleri alıp,
kullanıp yazıyoruz. O kişiler bedava olmazsa almıyor. Sebep bu olabilir mi? Biz mantıklı bir gerekçe bulamadık. Bizler blog yazarı olarak, birer tüketici olarak blog yazarları kimdir, ne kadar samimidir bir iki defa okumakla anlayabiliyorsak koskoca pr ekipleri bunu neden anlayamıyor? Çalıştıkları markayı aşağı çekmek hoşlarına gitmez ama ürün gönderdikleri insanlar instagram hesaplarında bile ürünü yorumlamazken nasıl bir sonuca varmayı düşünüyorlar dersiniz? Peki pr işlerini instabloggerlara veren markalara ne dersiniz? Bol bol soru işreti konulacak cümleler kurmak mümkün bu paragrafta… Bizde bu soru işaretleri oluşturan markalar yanında nokta atışı yapan muhteşem firmalar da var. Onları da yürekten tebrik ediyoruz.

Bir sorun da nedir biliyor musunuz? Firmaların uyarılara duyarsız olması! Ya cevap verilmiyor, ya geçiştiriliyor. Bazı markaların ‘blogger toplantısı’ adı altında bir organizasyon yapıp katılımcıların yarısından çoğunun blogu olmayan makyaj sever instagram hesabı olması ayrı bir konu zaten.

Bu noktada hemen vurgulayalım; markaların denemesi için ürün gönderdiği çok kıymetli blog yazarları da var. Ve bizler onların yorumlarını fazlası ile önemsiyor ve ilgi ile takip ediyoruz.

Bu yazıyı hep birlikte hazırlayıp yayınlamadan önce çok düşündük. İlk soru 'acaba tepkimiz işe yarar mı?’ Evet okuduğunuza göre yazıyı yayınlama kararı aldık. Hiç bir işe yaramasa da, ürün incelemeyi değerlendirmeyi bilmeyen amacı çok farklı olan insanlarla iş birliği yapılmaya devam edilse de bizim çizgimiz net! Bugüne kadar ne yaptıysak o şekilde devam etmeyi planlıyoruz. Ya siz olsaydınız ne yapardınız?


Not: Bu yazıyı görüp paylaşmak isteyen blog yazarlarının, detaylıca anlayarak okumasını rica ediyoruz. Yazıda altını dolduramayacağı özelliklere sahip birinin bu yazıyı yayınlaması doğru olmaz. Mesela bloguna düzenli yazı girmeyen veya blogu sadece hediye ürünlerle dolu olan bir blog yazarı lütfen bu yazıyı yayınlamasın. Bizler gibi düşünen yazarların bu yazıyı paylaşması hepimizi mutlu eder. Bizler doğru yolda olduğumuzu biliyoruz ancak yazının çok fazla blogda yayına girmesi bizim tavır ve tepkimizin doğru olduğunu çok fazla insana ulaştırır.

Sağlıcakla…

Yükselen Burç Sorunsalı

YAZAR : Cumartesi, Haziran 17, 2017


Haydi söyleyin bakalım yükselen burcunuzu biliyor musunuz? “Burcumuz bitti yükselen burcumuz kaldı” diyen sesleri duyar gibiyim. Ama öyle demeyin işte; duyduğuma göre otuz yaşından sonra artık burcumuza değil de yükselen burcumuza göre şekilleniyormuş her şey. Doğru duymuş muyum? Siz de duydunuz mu bu bilgiyi?

Öyle ya da böyle yükselen burçlarımız da burçlarımız kadar etkili hayatlarımızda ve onları da takip etmek zorundayız. Şimdi gelelim benim burç ve yükselen burç durumuma. Belki bir kısmınız biliyordur ben akrep burcuyum. İyi ve kötü tüm özellikleriyle çok ama çok severim burcumu ve birkaç sene öncesine kadar da tüm özelliklerini taşırdım. Sonrasında çeşitli eğitimler alarak ve kendimi geliştirerek bazı hoşlanmadığım huylarımı, yönlerimi törpüledim ve belki de bir kısmını sonsuza dek gün yüzüne çıkmamak üzere toprağı gömdüm.

Kendi kendime hep “Bu kadar da çok burcunu yansıtamazsın ki Sinem” diye çıkışıp dururken gündemime “Yükselen Burç” başlığı düştü ve ne olduğunu öğrenmek için oturdum bilgisayarın başına. Yükselen burçlar; günün iki saatlik periyotlarla ayrılmış zaman dilimlerine her burcun yerleştirilmesiyle ortaya çıkıyorlar. Dolayısıyla yükselen burcunuzu hesaplamak için doğum saatinizi bilmeniz gerekiyor. Doğum saatinizi öğrendiğinizde siz de benim gibi Elele'nin sitesine girebilir ve yükselen burcunuzu kolaylıkla öğrenebilirsiniz. Benim yükselenim akrep çıkınca böylesi net bir şekilde akrep burcu özelliklerini taşıyor olmam artık bana çok normal gelmeye başladı ve zaten sevdiğim burcumu daha bir sevdim daha bir bağlandım ona ;)

Sizler burçlar, yükselen burçlar ve benzer konular hakkında neler düşünüyorsunuz? Burç yorumlarını takip edenlerden misiniz? Ediyorsanız kimleri ediyorsunuz? Bu konuda sorularım bitmez benim o nedenle çok uzatmak istemem. Yazın konuşalım, belki böylece yeni bir konu başlığı bile oluşturabiliriz.


Sevgilerimle…

Masaldan Öte Melete - Kat Howard

YAZAR : Perşembe, Haziran 15, 2017
Masaldan Öte Melete, Kusursuz Evcil yazısıyla sizlere tanıttığım yayınevi Misis Kitap'tan çıkan ikinci kitap ve elime bu harika sunum setiyle birlikte ulaştı. Merakla okuduğum Kusursuz Evcil'in ardından yine harika bir hikaye ile okuyucuyu sarıp sarmalayan Masaldan Öte Melete, eminim ki sizlerin de çok ilgisini çekecek.

Misis Kitap'ın sosyal medya hesaplarından gördüğüm bu muhteşem kitap kapağı beni öyle çok heyecanlandırmıştı ki eve gelir gelmez kitaba başladım. Söylemeliyim ki ilk okuyup bitirenlerden biri de benim :) Başlamadan önce Melete'nin kitaptaki bir karakterin adı olduğunu düşünsem de tahminlerim oldukça yanlış çıktı.

Melete, yıllar önce kurulmuş ve kapılarını sadece sanatkarlara açan çok ünlü bir okul. Burada eğitim almak her sanatçının hayali çünkü dünya çapında ün yapmış, hayran olunası eserler ortaya çıkarmış sanatkarların hepsi buradan mezun.

Her yıl adaylar arasından 40 kişi okula gitmeye hak kazanır bunlardan ikisi de bir abla kardeş olan Imogen ve Marin'dir. Marin'in ısrarlarıyla başvuru yapan Imogen bir yazar, Marin ise bir dansçıdır. 9 ay boyunca dünyadan uzaklaşacakları bu yerde kendilerini sanatlarına adayacak ve belki de bir sonraki, dünyaca ünlü sanatçı kendileri olacaklardır.

Anneleriyle büyük sorunlar yaşayan kardeşler burayı bir nevi ondan kaçış fırsatı olarak da görmektedirler. İlk günlerde her şey normal seyrinde ilerlerken Melete'de aslında normalin çok ötesinde şeyler olduğunu farketmeleri de çok uzun sürmeyecektir.

Fantastik bir hikayenin bu muhteşem kapağın ardında sizleri beklediği Masaldan Öte Melete'yi bu özel sunum seti ile birlikte kitap satan internet sitelerinden satın alabilirsiniz. 

"Büyülü bir okul" sıfatıyla Hogwarts'a benzetmekte hiç imtina etmeyeceğim Melete, aklınıza hiç ama hiç gelmeyecek sürprizleriyle sizleri bekliyor. Çok seveceğinize eminim. Şimdiden her birinize keyifli okumalar dilerim.
Sevgiyle :) 




Karayip Korsanları: Salazar'ın İntikamı / Pirates of The Caribbean: Dead Men Tell No Tales

YAZAR : Çarşamba, Haziran 14, 2017
Karayip Korsanları serisi beşinci filmiyle vizyonda izleyicileriyle buluşmaya devam ediyor. Salazar'ın İntikamı'yla bir kere daha beğenilerimize sunulan seri bizi çok şaşırtacak şeyler barındırmıyor olsa da hâlâ kendisini izlettiriyor hâlâ eğlendiriyor.

Bugüne kadar ki her filmiyle sevilerek izlenen Karayip Korsanları bu bölümüyle de gönülleri çeldi gibi. Henry Turner yıllarca süren araştırmaları sonucunda babası Will'i içine düştüğü lanetten nasıl kurtaracağını bulur ve bunun için yola çıkar. Laneti ortadan kaldırabilecek tek şey Poseidon'un üç çatallı mızrağıdır, onun yerini bulabilecek tek kişi ise Jack Sparrow.

Bir başka koldan da ilerleyen filmde güzel mi güzel ve akıllı mı akıllı Carina Smyth ile tanışıyoruz. Carina babasından ona kalan bir defterle yola düşüyor ve defterin ona işaret ettiği yere gitmek için elinden ne gelirse yapıyor. Bu yolda da yolu önce Henry ile sonra da dolayısıyla Jack ile kesişiyor. Bilimle yakından ilgilenen Carina defterdeki bilgileri kanıtladığında babasının hakettiği değeri bulacağına inanır.

Her şey aslında çok yolundayken Jack'in düşmanları bir bir sahneye çıkarlar. Kaptan Barbossa deniz üzerinde kurduğu hakimiyeti kaybetmemek için üç çatallı mızrağı onlardan önce ele geçirmek için çıkar yola, Kaptan Salazar ise Jack'in yaptığı büyük bir hata sonrasında onun peşine düşer. Denizler artık hiçbiri için güvenli değildir. Büyük bir savaş başlayacak, hiç umulmadık sürprizler yaşanacak ve üç çatallı mızrak kaderini yerine getirecektir.

Fantastik her filmde parlayan gözlerim serinin bu beşinci filmi ile de elbette keyifle parıldadı. Son dakikalarda ise hiç beklemediğim bir vuruşla gözlerim dolu dolu oldu. Jack'in biraz geri plana alındığı ve adeta bir yan karakter gibi desteklediği Salazar'ın İntikamı her duygunun dengeli bir şekilde verildiği bir film olmuş kanısındayım. Seriyi sevenlerin keyifle izleyeceği Karayip Korsanları: Salazar'ın İntikamı hakkında sizin görüşlerinizi de çok merak ediyorum. 
Haydi yazın konuşalım :) Sevgiler... 

Hayran Olunası Evren ve Mükemmel İşleyişi

YAZAR : Salı, Haziran 06, 2017
Madotta - Nuvango tarafından yapılmış suluboya çalışması
Bugün başka şeylerden değil de biraz bizden, kendimizden bahsedelim istiyorum. Neden derseniz, son günlerde evrenin bana gönderdiği mesajları çok net alabildiğim ve sizlere de bunun muhteşemliğini, huzurunu, mucizeviliğini, ... anlatmak istediğim için diye bir cevap verebilirim ancak.

Süreç tam olarak şöyle başladı aslında; bir süredir tanıdığım bir arkadaşımın bana (kaba bir tabirle) kazığıyla! Evet, evet biliyorum insanlar bunu sık sık yapıyor artık. Ama ben etrafımda oldukça steril ve ben gibi insanlarla yaşıyordum uzun bir süredir. Ve dolayısıyla her şey harikaydı. Herkes birbirini anlıyor, doğru davranıyor ve saygı duyuyordu taa ki bu olaya kadar. 

Uzun uzun anlatmaya gerek yok ama kaba taslak, en azından ne olduğunu anlamanız için, anlatmam gerekirse; arkadaşım benim artık görüşmek istemediğim biri hakkında benimle aynı hislerde olduğunu, o kişinin kendisini de çok üzdüğünü ve bir daha onunla görüşmek istemediğini söylediği günün hemen ertesinde onunla görüştü ve görüşmekle kalmayıp canımlı cicimli postlar yayınladı! Eh bana da şok olup, çevremi daha steril hale getirmem gerektiği dersi kaldı.

Benzeri bir durumu bu sefer farklı bir ortamda başkaları yaşamış ve bana anlatmışlardı ve öğrendiğim kadarıyla bu demekti ki "Sinem, burada bir mesaj var ve sen onu almalısın!" Evet almalıydım ve sanıyorum doğru bir şekilde aldım. Sürekli bu durumdan ve o kişiden şikayet etmeyi bırakıp, uzun zamandır yapmayı bıraktığım Reiki meditasyonlarıma geri döndüm. 

Yaşadıklarıyla alt üst olan dengem yerini buldu ve bana güzel cevaplarla dönmeye başladı. Mesela bir ara yanı yakıla aradığım ve ülkemizde artık basılmayan bir yazarın kitapları önüme düşüverdi. Artık benimler :) Sabahında görüp şunun tadına bakmalıyım dediğim bir yemeği o gün bir arkadaşımın davetiyle yeme fırsatı bulabildim. Hiç görünce işte bu diyeceğim bir etek bulamadım derken ertesi gün tam da önüme çıktı. Bu minik ama güzel örnekleri sonsuza dek çoğaltabilirim ve zaten kim bilir benim farkına varamadığım daha ne mucizeler yaşıyorum.

Demem o ki; kalpten istediğiniz, dilediğiniz her ne ise olmayacağına dair içinizde hiçbir şüphe beslemiyorsanız o şey birden oluveriyor. İşte bu yüzden bir anda aklınızdan geçirdiğiniz bir arkadaşınız sizi arıyor ya da sokakta karşınıza çıkıveriyor, işte bu yüzden sabah hayalini kurduğunuz minik bir şey akşamında önünüze konuveriyor. Küçük mucizelerin olacağına tüm kalbimizle inanırken büyükleri için hep bir şüphe barındırıyoruz içimizde. O şüpheleri atalım gitsinler. Gitsinler ki küçükten büyüğe bütün mucizelerimizle buluşabilelim.

Kendinize, kalbinize ve ruhunuza inanın. İç sesiniz size her zaman doğruyu söyler, ona kulak verin. Evrendeki hayran olunası işleyiş hepimizin hayrına ilerliyor ve bizlerde bütünün hayrına olacak şekilde hareket etmeliyiz. Onun ritmine uyup, onun dilinden konuşmaya başladığımızda her şey rayına oturacak endişe etmeyin.

En sonsuz sevgilerimle...
Konu hakkındaki düşüncelerinizi ve yorumlarınızı merakla bekliyorum :)   

Lion

YAZAR : Pazartesi, Haziran 05, 2017
Bu filmi izlerken kendimi dünyanın dengesizliğine kızarken buldum. Sonrasında her birimizin bunları seçerek geldiğini hatırlattım kendime. Ve elbette yaşamıyor olsak da karşılaştığımız, gördüğümüz, duyduğumuz her şey birer mesajdı bizim için. Lion, 5 yaşında, Hintli, küçücük bir çocuğun tren istasyonunda abisini beklerken bir trene binmesi ve orada uyuyakalmasıyla başlıyor. 

Hindistan'da ya çok zengin ya da çok fakirsinizdir ortası yok. Saroo da bu çok fakir ailelerden birinin çocuklarından bir tanesi. O da bir çocuk olan ama çalışmak zorunda olan abisiyle gittiği şehir merkezinde abisini beklerken uyuyakaldığı tren seferine başlayıp kilometrelerce uzakta, bambaşka bir şehirde duruyor. Küçük olduğundan yaşadığı yerin ismini bile tam olarak bilemeyen Saroo başlarda sokaklarda yaşamaya çalışıyor ama sokaklar çocuklar için çok tehlikeli. Sonunda evsiz çocukların bulunduğu bir yerde yaşamaya başlıyor ve yüzlerce çocuk arasındaki şanslı, o oluyor.  

Avustralyalı çift Sue ve John Brierly tarafından evlat edinilip, kendi ailesinde göremeyeceği olanaklara sahip olup başarılı bir eğitim hayatı geçiren Saroo hayatını yoluna sokarken aklında hep Hindistan'daki ailesini vardır. Ne kadar düşünüp dursa da yaşadıkları bölgenin ismini hatırlayamaz, aklında sadece bazı görüntüler dönüp durmaktadır. Bu görüntüler üzerinden yola çıkarak araştırmalara başlar. 

İşin bu kısmında çözüm elbette teknolojidedir. Aklında sürekli dönüp duran görüntüleri uydu görüntüleriyle, bölgeye ait fotoğraflarla, tren istasyonlarının bulunduğu yerlerle ve daha bir çok ortak noktayla karşılaştırmaya başlar. Ve sonunda, işini, aşkını ve onu büyüten aileyi bir kenara bırakmak pahasına her şeyden uzaklaştığı bir dönemde, aklındakilerle görüntülerdeki her şeyin uyduğu bir bölge bulur. 

Oraya varır varmaz, daha ilk adımlarında sanki yeniden, beş yaşındadır ve o sokaklarda koşturup durmaktadır. O sokaklarda yeniden yürüyebildiği anlarda tüylerinizin diken diken olmaması mümkün değil. Çok güzel ve çok iyi işlenmiş bir gerçek hayat uyarlaması olan Lion'ı izlemeyenlere ısrarla tavsiye etmekten başka çarem yok :) Keyifle, etkilenerek ve anlatmadığım daha bir çok sürprizleri izleyerek beni anın.
Yorumlarınızı merakla bekliyorum. Sevgiler...

Kusursuz Evcil - Kate Jarvik Birch

YAZAR : Cuma, Haziran 02, 2017
Blogumu açtığımdan beri ilk defa bir kitap tanıtımı benim için çok özel olacak çünkü bu kitap yayın hayatına yeni başlayan Misis Kitap'ın yayınladığı ilk kitap ve Misis Kitap bünyesinde çok sevdiğim dostlarım var. Kitapların ortaya çıkış süreçlerinde onca emeğe de sahiplerken ilk olarak onlardan bahsetmemek olmazdı. Dilerim yolları hep açık olur ve hayal ettiklerinden de ötesine ulaşırlar.

Misis Kitap'ın ilk kitabı Kusursuz Evcil'e gelirsek ne söylesem, nereden başlasam bilemiyorum. Aslında şöyle bir oturup düşündüğümde beni korkutan bir konuya sahip çünkü kadınların birer süs bebeği ve köle gibi yetiştirilip ailelere satılmasıyla ilgili bir konuya sahip. 

Ella "Kusursuz Evcil"lerin yetiştirildiği bir okulda yetişmiş ve artık bir eve gitme zamanı gelmiş kızlardan biridir. Doğuş amaçları sahiplerini mutlu etmek olan bu kızlar insani duygulara da sahipler elbette ve neredeyse her biri, sahibi mutlu etmekle, mutlu olmak arasındaki bağlantıyı bir türlü kuramıyor doğal olarak. Müthiş bir bocalama içine giriyor, dünyadan bihaber şekilde dünyaya salınıyor ve yıllardır görmedikleri, bilmedikleri bir ortamda normal davranmaları bekleniyor.

Evcillerin sahiplenilmesi kısmı tamamen gösterişten ibaret. En güzeline, en bakımlısına ve en yeteneklisine sahip olmak ve böylece diğer zenginlere hava atmak. Ne bencil, ne ikiyüzlü bir dünya ve biz de koşar adımlarla o dünyaya doğru gidiyoruz. 

Kitap, öyle ortada bitti ki Ella'nın kaldığı yerde ben de dondum kaldım sanki derken devam kitabı olduğunu öğrendim. Şimdi sabırsızlıkla onun gelmesini bekliyorum. Özellikle genç okur kitlesinin bayıla bayıla okuyacağı Kusursuz Evcil benim de kalbimi çaldı.
Okuyacak herkese keyifli okumalar dilerim ve yorumlarını bekliyorum elbette.

Gizli Sayılar - Hidden Figures

YAZAR : Perşembe, Haziran 01, 2017
Afro-Amerikalıların nedir bu Amerikalılardan çektikleri diye başlamak istiyorum söze. Sen git adamların topraklarını bas, yerleş sonra kölen yap. Ohh ne ala memleket! Sonra da her biri bu dünyada ben de varım diye kendisini ispat etmeye çalışsın dursun. Bir de bu karmaşık durumun daha beteri var. Ne mi? Kadın, Afro-Amerikalı olmak...

Günümüzde bile kadınların dünyadaki konumları büyük bir tartışma konusuyken Gizli Sayılar - Hidden Figures bizi alıp taa 1950lere götürüyor. Beyazlarla otobüste aynı koltuklara oturamayan, aynı tuvaletleri kullanamayan, aynı lokantalara farklı kapılardan girmek zorunda olan ve bu zorunlulukların sonu gelmeyen bir listeye sahip olan Afro-Amerikalılar'dan çok ama çok zeki üç kadın filmin konusu. 

Uzay araştırmalarına daha çok yeni başlamış bir Amerika, zeka düzeyi dönemin "çok zeki" erkeklerinden çok daha yüksekte olan Afro Amerikalı kadınlar ne kadar göz ardı edilseler, ne kadar dinlenmeseler ve ne kadar umursanmasalarda yılmadan, inatla kendilerini bu anlamsız güruha kanıtlıyorlar. Hem de ne kanıtlamak! Kapılarına yanaşamayacakları odalara birinci adam olarak giriyor, kimsenin çözemediği konularda danışılacak kişi oluyorlar.

O halde bu muhteşem üç kadını pes etmedikleri için alkışlamak gerekmez mi? Oscar serüveninde en severek izlediğim filmlerdendi Gizli Sayılar - Hidden Figures fakat maalesef kazanan olamadı. Olsun,  Katherine G. Johnson, Dorothy Vaughan ve Mary Jackson'la bizi tanıştırarak çok daha önemli bir işi başardılar.

Siz de izleyin ve içinizdeki gizli gücü çıkarın ortaya ;) 
Yorumlarınızı bekliyorum, kocaman sevgilerimle...

Yeniden Merhaba

YAZAR : Çarşamba, Mayıs 31, 2017
Çok çok uzun ama ihtiyacım olan bir aradan sonra yeniden merhaba :) 
Gittim, başka işler, başka zorunluluklar, başka koşuşturmacalar içinde kaybolup gittim bir süre. 
Yine hayatımda temizlikler oldu, yine gitti fazlalıklar ve ben yine öğrendim, büyüdüm, güzelleştim.
Hayat da zaten bundan ibaret değil mi? Hep öğretiyor, hep büyütüyor ve hep güzelleştiriyor.
Boşalan her yer on kat daha güzel şeylerle doldu elbette. Kendime bir sürü güzellik kattım, kurslara gittim, filmler izledim, kitaplar okudum ve belki farketmişsinizdir blog tasarımımı değiştirdim.

Bu satırlar klavyenin tuşlarında tıkır tıkır yazılırken Athena'dan Ben Böyleyim çalıyor dostlar. Siz de okurken dinleyin isterseniz. Size de iyi gelecektir. Hepimiz olduğumuz gibiysek kime ne kimin ne yaptığından? Ben böyleyim demekten sakın çekinmeyin ;)

Geri gelmekle ne iyi ettim, hoş geldim :) Sizleri de çok özledim. Umarım eskisinden de iyi yazılarla ve sizlerin yorumlarıyla bu heyecanlı yola devam edeceğim. Yeni tasarımım için Gökhan'a buradan da kocaman teşekkür etmeliyim :) Tasarımlarını değiştirecek olanların aklında olsun.

Yeni yazılarda görüşmek üzere :)

Klima, Soğutma Uzmanından Alınır

YAZAR : Çarşamba, Mayıs 17, 2017
Sıcak havalarda klima ile serinlemek gibisi yok, değil mi? Geçtiğimiz sene vantilatör ile bu işin olmadığını gördüm, bu sene hazırlıklıyım: 2017 yazına bir klima ile gireceğim. Alacağım modele karar vermek için sayısız inceleme okudum, sonu gelmeyen karşılaştırmalar yaptım. Siz de aynı zahmeti çekmeyin diye, araştırmamın sonucunu paylaşıyorum. Dikkat ettiyseniz “marka” değil, “model” dedim zira markaya zaten karar verdim: Uğur Soğutma. Klimanın soğutma uzmanından alınması gerektiğini düşünüyorum, soğutma uzmanı deyince akla ilk gelen isimde, Uğur Soğutma oluyor.

Yemek Yapmakla Aranız Nasıl?

YAZAR : Salı, Mayıs 02, 2017
Haydi söyleyin bakalım yemek yapmakla aranız nasıl? Çok sevenlerden misiniz yoksa gereklilik olduğu için yapanlardan mı? Bazı arkadaşlarım yemek yapmanın onlara terapi gibi geldiğinden bahsediyorlar, kimi ise mutfağın kapısından bile geçmek istemediğinden bahsediyor. Sanırım bunun bir ortası yok. Ben mi? Ben de kapısından geçmek istemeyenlere çok yakınım. Hani mümkün olsa hapla beslenebilirim ;)

Bu durumda imdadıma koşan tüm pratikliğiyle Yemek.com'daki yemek tarifleri oluyor. Hem aradığım her çeşit yemeğin, tatlının, salatanın ve daha birçok yiyeceğin tarifine ulaşabiliyor hem de her biri için püf noktalarına erişebiliyorum. Hoş bu püf noktaları, benim mutfağa uzaklığımdan kaynaklı olabilir ama yine de birçok insana pratiklik katacak yöntemler içerdikleri kesin.

Sizler yemeklerinizi nasıl yapıyorsunuz? Benim gibi Yemek.com'u kullananlar var mı çok merak ediyorum ya da belki başka yöntemleriniz vardır. Yemek.com'da yer alan kategorilere göre arama yapabileceğiniz kısımda aklınıza bile gelmeyecek seçeneklerle karşılaşabilir ve belki de bu şekilde daha önce hiç denemediğiniz bir tarifi kolaylıkla uygulayabilirsiniz. 

İhtiyacınız olan tüm bilgileri bulabileceğiniz böyle bir sitenin benim gibi mutfağa soğuk bakan insanlar için bulunmaz bir nimet olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Haydi şimdi parmaklar havaya kalksın; kimler bu siteyi kullanıyor ya da benim tarifleri aldığım site daha iyi diyenler var mı? Yazın, konuşalım, mutfak becerilerimize yenilerini katalım ;) 
Sevgilerimle...


Kaptanın Teknesi - Sezgin Kaymaz

YAZAR : Cumartesi, Mart 18, 2017
Yeni bir Sezgin Kaymaz kitabı paylaşımı ile sizlerleyim. Sanıyorum külliyatı okuyup bitirene dek sürecek bu sevda çünkü gerek anlatımı, gerek hikayesi ve gerek diliyle çok ama çok sevdiğim bir yazar oldu kendisi. O halde haydi bu kez Kaptanın Teknesi ile yola çıkma zamanı.

Satıcı - The Salesman

YAZAR : Cuma, Mart 17, 2017
2017'nin yabancı dildeki en iyi film Oscar'ını alan film The Salesman oyunculukların ön plana çıktığı ve izleyicisini hikayenin içine çeken bir konuya sahip. İzlerken kendi hislerinizi sorgulayacak, benzer bir durumda neler hissederdiniz, ne yapardınız bunun üzerine düşüneceksiniz.  
Blogger tarafından desteklenmektedir.