Zatürre Hakkında Yeterli Bilgiye Sahip Miyiz?

YAZAR : Çarşamba, Aralık 27, 2017
Siz de son yıllarda "zatürre"nin adını daha sık duyanlardan mısınız yoksa ben yaşım ilerledikçe mi daha çok duymaya başladım? Kış soğuklarının kendisini iyiden iyiye hissettirmeye başladığı bu günlerde de ilgimi daha da çok çekmeye başladığını söyleyebilirim. "Neden?" derseniz cevabım "çok tehlikeli de ondan" olur elbette. O halde haydi gelin birlikte zatürre ile tanışalım.

Zatürre; bakteri, virüs ya da parazitlerin neden olduğu ölümcül bir akciğer enfeksiyonudur. Sıkça görülen zatürre aynı zamanda en fazla ölüme neden olan hastalıklardan biridir. 65 yaş üstündeki insanlar, çocuklar, şeker - kalp - böbrek vs gibi kronik hastalıklara sahip olanlar, sigara kullananlar ve bağışıklık sisteminde sorun olanların zatürre ile karşılaşma ve maalesef buna bağlı ölüm riski oldukça yüksektir. Tıbbın geldiği günümüzdeki ilerlemiş durum, etkili ilaçlar ve bakıma rağmen zatürre halen en sık ölüm nedeni olma ünvanını kendisinde barındırıyor.

Peki zatürre olduğumuzu nasıl anlarız? Nedir bu hastalığın belirtileri?

Birçok farklı hastalığın da belirtisi olabilecek çoklukta belirtiye sahip zatürrede bu denli ağır belirtilere ulaşmadan doktorunuza başvurmuş olursunuz dilerim. Yok, başvurmadıysanız titreme, iştah azalması, yorgunluk, dalgınlık, sarı - yeşil - koyu kırmızı renkte balgam, göğüs - boğaz kemik ağrısı, sırt ve göğüs bölgesinde çivi batarmışçasına ağrılar, aşırı susama, hızlı solunum gibi saymakla bitmeyecek ve yazarken bile beni korkutabilen belirtiler gösteriyorsanız bir an bile düşünmeden doktorunuza koşmalısınız.

Bu hastalığa yakalanmamak için nelere dikkat edilmeli?

Genel sağlığımız için de gerekli olan beslenme ve uykunun düzenli ve doğru şekilde olması zatürre hastalığının da en önemli engeli. Sonrasında ise sigara ve alkolden uzak durmalı, düzenli spor yapmalı yani kendimize iyi bakmalıyız.  Uzmanlar, 65 yaş üstü bireylerin her beş yılda bir zatürre (pinomoni) her yıl da grip aşısı olmalarını tavsiye ediyor. Diğer bireylerin de her yıl grip aşısı olmaları zatürreden korunabilmek için önemli bir önlem.


Bir şeyden korkuyorsan başına gelir inanışını diskalifiye etmek için zatürreyi tanımaya çalıştım ve ona karşı doğru önlemler aldığımı öğrendim. Artık o benden korksun bence ;)
Zatürre belirtileri hakkında en geniş kapsamlı bilgiye ulaştığım yer ise Memorial'ın internet sitesi oldu. Sizler de belirtilerinden tedavisine her çeşit detaya kısa bir araştırma ile ulaşabilirsiniz. 
Herkese sağlıklı, mutlu ve neşe dolu uzun bir yaşam dilerim.
Sevgiyle...

Bir Valize Ne Sığar Ki?

YAZAR : Çarşamba, Aralık 13, 2017

Yıllardır yaşadığınız yerinizden, yurdunuzdan, hayatınızdan gitmeniz isteniyorsa sizden bir valize ne sığdırabilirsiniz? Karakterlerden birinin söylediği bir replik oyunu izlediğim gece yüreğimi dağladı geçti...
Toparlanmaları gereken gecede valizini açmış, oğluna gitmeleri gerektiğini söylüyordu. Ahh neler koymalıydı valizine... Kocasıyla ilk karşılaştıkları mahalledeki çeşmeyi mi?, bahçelerindeki birbirinden güzel ağaçları mı?, yıllardır kapı komşusu oldukları dostlarını mı?... Neler koymalıydı valizine? Yıllardır memleketi bildiği bu yerin, ona birileri tarafından "aslında burası senin memleketin değil!" dendiğinde ne yapmalıydı?

30 Ocak 1923'te imzalanan Rum-Türk Nüfus Mübadelesi anlaşmasıyla Yunanistan'da yaşayan Müslüman toplulukla, Anadolu'da yaşayan Rum-Ortodoks nüfusun yer değiştirilmesine karar veriliyor. Hiç kimse dönüpte onlara sormuyor "gitmek ister misiniz?" diye. Hiç kimse evlerini, barklarını, işlerini, dostlarını, yabancı o yerlere gittiklerinde ne yapacaklarını düşünmüyor. "Gideceksiniz" emrinin ardından da kocaman bir "ne haliniz varsa görün" geliyor. 

Giden gittiği yerde elbette ki kendisini yabancı hissederken oradakiler de gelenleri hoş karşılamıyor. Herkes geldiğiniz yere gidin tavrında. Gelenlerse arkalarında bıraktıklarının hasretiyle yanıp tutuşarak geçiriyor ömrünü. Kim bilir ne hikayelerle gidiyorlar? Hasret damga vuruyor hayatlarına!

Mübadele dönemi olmasa da benim ailem de Bulgaristan'dan Anadolu'ya gelmek zorunda kalanlar arasında. Amcam halen hasretle bahseder oradan. Arkadaşları, yaşadıkları yer, evleri, okulu, ... Göç etmek zorunda kalmak, atalarımız tarafından yaşanmış olsa da nesillerle bizlere aktarılan bir kocaman bir travma aslında. Dinler, diller, ırklar yüzünden dünya insanına yaşatılan bu eziyetler bir daha yaşanmaz dilerim.

Bir Valize Ne Sığar Ki?'yi mutlaka izleyin, hele ki mübadil ailesi iseniz, ailenizde zorunlu bir göç durumu yaşanmışsa hiç kaçırmayın derim. Size daha çok dokunacak, içinize işleyecek, duygular tamamen size geçecek. AST (Ankara Sanat Tiyatrosu) bu sezon harika bir oyunla bizlerle.

Hakan Güven, Yeşim Dorman, Bülent Yıldıran, Mehmet Ulusoy, Yıldırım Şimşek, Nalan Güreş Demirel, Çağlar Deniz, Sinem İsmailoğlu'nun muhteşem oyunculukları ve Rembetiko Orkestrasının birbirinden güzel müzikleriyle Bir Valize Ne Sığar Ki? Ankara Sanat Tiyatrosu'nda izleyicilerini bekliyor.

"Sen bu kökleri, o tohumları yok edersen, yerinden yurdundan edersen ve onun yerine benimkiler geçsin dersen; dünya harikası bir caminin dibine gökdelen dikersin.
Dünyanın en güzel zeytinlerinin olduğu yere Mübadele ile gelen insanlar tütüncüydü.
Zeytin ağacı hiçbir şey ifade etmiyordu onlara.
Anadolu Rum’u için zeytin ağacı onun ayrılmaz parçasıydı. Ama oraya yerleştirdiğin insan, bundan hiçbir şey anlamıyordu.
Kim mutlu oldu lanet Mübadele’den ? Ne Müslümanı ne de Hristiyanı.
Kendini mübadillerin yerine koyabilir misin ?Bir gecede binlerce yıldır yaşadığın topraklardan ayrılacaksan eğer , “ valizine ne sığdıracaksın ki “ ?
Dünyanın her yerinde bütün işgaller, savaşlar, bütün yer değiştirmeler hayatı zehirlemiştir…
Eğer Tanrı’ya inanıyor ve tapınıyorsan bu Tanrı’ya yapılmış en büyük ihanettir.
Dindar olmak tapınaklarda ibadetle bitmez. Hayata da ibadet etmeli.Şükran ve saygı duymalı.
Herkes başka bir dünyada daha rahat edeceği endişesiyle ibadet ediyor oysa dünya denilen yer bir cennet.

Sen bu yaşadığın cennete ihanet edersen, öbür dünya seni nasıl kabul edecek ? "
-Uğur Yücel-

İzleyenler, izleyecek olanlar, izlemek isteyenler, göç hikayesi ailesinde olanlar her birinizin yorumlarını merakla bekliyorum. Haydi yazın, paylaşalım.
Sevgiyle...

Ev Kiralamak Ne Zormuş!

YAZAR : Salı, Aralık 12, 2017
Bir arkadaşım yakın bir tarihte maalesef şehir değiştirmek zorunda ve taa Konya'ya gidecek. Taa Konya dedim, aslında Ankara'ya pek uzak değil ama olsun yine de bir Ankara'daki gibi olmayacak. İstediğimiz zaman haydi hop diye buluşmalarımız olamayacak, o müsait mi?, ben müsait miyim? konuşmaları geçecek aramızda. Kim bilir belki görüşmelerimiz azaldıkça birbirimizin hayatlarından da çıkıveririz. Eyvah eyvah, üzerine daha fazla düşünmeyeyim en iyisi, moralimi bozmaktan başka bir işe yaramıyor.

Dediğim gibi Konya'ya gidiyor ve orada hiçbir akrabası yok. Bu nedenle bir süredir oturduk internetten ev bakıyoruz. Ne çok küçük olmalı / ne de çok büyük, iş yerine uygun mesafede bulunmalı, mahallenin yapısı elbette ki çok önemli, mahallenin ardından ise site ya da apartmanın güvenliğini göz önünde bulundurmalıyız. Çok eski bir ev olmasın istiyor çünkü bilirsiniz, eski ev demek bir sürü arıza - sorun demek. Daha çok yeni yapıları tercih ediyoruz bu yüzden araştırma yaparken. 

Gönül ister ki para çok olsun, çok detaylı araştırmaya da gerek kalmasın çünkü her mecrada olduğu gibi emlak konusunda da çok paran varsa hayallerinin evine şıp diye kavuşabiliyorsun. Eh bizde de çok para yok, ince eleyip sık dokuyoruz. Tüm bu araştırma sürecinde karşımıza Zingat.com çıktı. Diğer sitelerde görmediğimiz birçok evi de bu siteden gördük ve evi de bu site aracılığıyla tuttuk. Üzerimizden nasıl bir yük kalktığını bilmem söylememe gerek var mı? Eminim bu hissi birçoğunuz çok kereler tatmışsınızdır. 
Dilerim arayan herkes evini kolayca bulur, ödemelerini kolayca yapabilir ve hayatını dilediği gibi yaşayabilir. Son yıllarda hayat daha da zor yine de hayallerinize bir şekilde kavuşabilmeniz dileklerimle. Sizlerin de benzeri ev arama maceralarınız var mı? Varsa burada bizlerle paylaşsanız ve herkes okusa, ona göre hareket etse ne güzel olur. Haydi yorumlarınızı ve hikayelerinizi merakla bekliyorum.
Kocaman sevgiler :)

Aile Arasında

YAZAR : Pazar, Aralık 10, 2017
Kaliteli komedi filmi sayısının bir elin parmaklarını geçmediği ülkemizde listeye bomba gibi bir Türk filmi girdi; Aile Arasında. Gülse Birsel muhteşem senaryosu ve birbirinden başarılı oyuncuların parıldayan oyunculuklarıyla; Aile Arasında baştan sona izleyici güldüren, güldürürken kalitesinden ödün vermeyen, her şeyin dozunda olduğu ve kesinlikle çok eğlendiren bir film olmuş. 

Fikret'in 21 yıllık evliliği, Solmaz'ın ise yine 21 yıllık, bir gün evleniriz kesin diye beklediği birlikteliği aynı dönemlerde son bulur. Fikret boşanmak isteyen karısıyla ayrılmak istemez ve tam bir şaşkın koca olarak bir avukatla görüşmeye gider. Solmaz ise kızının babası Neco'nun kendisini terketmesine çok kızgındır ve yeni aşklara yelken açmaya kararlıdır. Bu muhteşem ikili birbirlerini bambaşka insanlar sanarak buluşurlar ve masada çıkan büyük kavganın sonrasında kapı komşusu olurlar.

Karakterinde onlarca ilginç huy barındıran Fikret, Solmaz ve arkadaşlarının hayatına uyum sağlamakta oldukça zorlanır başta ve birdenbire kendisini bir kız isteme töreninde, istenen kızın babası rolünde bulur. Bir anda, rol icabı da olsa, hayatı değişir. Bu değişim hayata bakışının da kökünden değişmesini sağlayacaktır. Solmaz ve Fikret'in hayatlarını böylesi arapsaçına çeviren ise Zeynep ve Emirhan'ın engel tanımayan aşklarıdır.

Emirhan, çok zengin bir ailenin oğludur. Zeynep'e delicesine aşıktır ve bir an önce ailesiyle tanışmak istemektedir. Zeynep ise babası ve annesinden ona hiç bahsetmemiştir. Bu nedenle Emirhan internette küçük çaplı bir araştırma yapar ve Zeynep'in babasının mesleğini "yanlış da olsa" öğrenir. Bu noktada hikayeye bodoslama giren Fikret mükemmel bir aile babası olmak zorundadır.

Çünkü karşısında Adana'nın zengin ailelerinden biri bulunmaktadır. Aile arasında olacağı düşünülen tüm merasimler kısmı şatafat ve ihtişamın paçalardan aktığı bir gösterişe döner ve eğlence, heyecan, şenlik, tempo film boyunca hiç bitmez. 

Benzerlerinin çokça çekilmesini dilediğim Aile Arasında gibi bir komedi filmi ülkemize yakışan kalitede, bunu mutlaka eklemeliyim. Gözümden yaşlar gelene dek güldüğüm filmi herkese ama herkese tavsiye ediyorum. İzlemeden ölmeyin ;)
Film hakkındaki yorumlarınızı merakla bekliyorum. Haydi yazın konuşalım. Sevgiler...

Bir Kedinin Sayıklamaları - Murat Söker

YAZAR : Salı, Aralık 05, 2017
Henüz burada paylaşmamış olsam da yaklaşık iki aydır evde bizimle birlikte bir de kedi yaşıyor artık. Başta zorlansak ve Hera ile nasıl anlaşacak, anlaşabilecek mi diye endişelerimiz olsa da şimdi her şey yolunda. Onun da gelişiyle evdeki dişi sayısı üçe çıktı ve adı da Salvador Dali'nin eşinden esinlenerek Gala oldu. İşte Gala ile anlaşmaya çalıştığımız günler sırasında elimde Murat Söker'in yazdığı Bir Kedinin Sayıklamaları vardı.

Kitap boyunca kedi Hermes ile birbirinden farklı mekanlarda, birbirinden farklı insanlarla, bambaşka olaylara şahit olacak ve her şeye onun gözünden bakacaksınız. Kimi zaman onun yorumlarına katılırken kimi zamansa yok canım diye kabul etmeyeceksiniz söylediklerini. Bir Kedinin Sayıklamaları'nı okurken kediler hakkında birçok bilgiye de sahip olacaksınız. Kedilerin detaylıca incelenerek yazıldığını düşündüğüm kitabı okurken ben de Gala'yı inceleme fırsatı buldum ve kimi zaman okuduklarımla eş zamanlı şeyler yaşadım. 

Kedi sahiplerinin daha da bir keyifle okuyacaklarını düşündüğüm Bir Kedinin Sayıklamaları benim için okunası kitaplardan oldu. Sizler de hayata, insanlara, olaylara bir kedinin gözünden bakmak istemez misiniz? Haydi o zaman hemen kitapçılara.
Keyifli okumalar
Sevgiyle...

Kasko Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?

YAZAR : Pazartesi, Kasım 20, 2017
Ülkemiz genel itibariyle bu tür tedbirlerin alınmadığı ve iş işten geçtikten sonra da çokça "ah,vah,tüh" nidalarının kullanıldığı bir yer. Eminim ki işlek bir caddede, geçen her arabayı durdurup sorsak "Kaskonuz var mı?" diye hayır çoğunlukta çıkacaktır. Ama ben bir cadde yerine siz okuyucularıma sormak istiyorum ve her birinizin cevabının evet olmasını ümit ediyorum. 

Kasko neden yaptırılmalı?, Kaskonun önemi nedir? gibi soruları kendimce cevaplamaya çalışırken aslında kaskonun tam anlamıyla ne demek olduğunu bilmediğimi farkettim ve geçtim bilgisayarın başına. Aradım, taradım, araştırdım derken Generali internet sitesinden bu konu ile ilgili merak ettiğim şeylere rastladım. Kasko ile ilgili sizlerin de aklında soru işaretleri varsa siz de benim gibi bir araştırın bence. Yok ben çok üşengecim kim araştıracak şimdi onu diyenleriniz içinse ben kısaca bilgi vereyim.

Kasko Neden Yaptırılmalı?

Çünkü dünya bu bizim başımıza her şey gelebileceği gibi aracımızın da başına her şey gelebilir. Hareket halinde ya da park halindeyken meydana gelebilecek kazalarda, yangın - çalınma gibi durumlarda, sel - deprem gibi doğal afetlerde, belki de en çaresiz hissettiğimiz anlarda kaskomuz ile aracımızı ya da bedelini kurtarma şansına sahip olabiliriz. Son yıllarda ülkemizde çığ gibi büyüyen suç oranı ve iklimlerin karman çorman bir hale gelmesiyle kasko bence bir tercihten öte her birimiz için birer zorunluluk. Sanıyorum bu soruyu yanıtlarken kaskonun önemi nedir? sorusuna da çok net yanıtlar verebildim. Aracınız varsa ve kasko yaptırmadıysanız, erteliyorsanız ya da hiç gerek duymuyorsanız dilerim sonrasında pişmanlık yaşamazsınız. 

Nasıl? Konuya biraz açıklık getirebildim sanıyorum. Umarım kasko taraftarı olmayanları da bu yola sevkedebilmişimdir. Ya da kasko ile ilgili detaylı bilgi için siz de internette kendi araştırmanızı yapabilirsiniz. 

Sizlerin de bu konu hakkındaki fikirlerini duymak için can atıyorum. Haydi yazın konuşalım.
Sevgiyle.

Thor - Ragnarok

YAZAR : Pazartesi, Ekim 30, 2017
Marvel Studios; çizgi roman uyarlamalarında Thor - Ragnarok ile yepyeni bir dönem başlatmış. Filmin ilk saniyesinden son saniyesine dek ve hatta jenerik aktıktan sonra bile koltuklarınızdan kalkmak istemeyeceksiniz. Laf aramızda zaten kalkmayın bir Marvel Studios geleneği olarak sürpriz sahneler sizleri bekliyor olacak ;) Umuyorum yakalanan bu kalite sonraki filmlerde de devam eder ve biz sinema severler, yeni filmleri de, ağızlarımızın suyu aka aka izleriz. 

Yakışıklı mı yakışıklı oyuncu Chris Hemsworth'ün hayat verdiği Thor sıkışıp kaldığı bir gezegenden zor da olsa kurtulup Asgard'a döner ve hiç de ummadığı sahnelerle karşılaşır. Durumun saçmalığının çarçabuk farkına varınca babası kılığındakinin aslında üvey kardeşi Loki'den başkası olmadığını ortaya çıkarır. Birlikte Odin'i bulmaya giderler ve fakat Odin artık ölmeye hazırdır. Onlara son sözlerini söyler ve aralarından ayrılır. 

Odin gider gitmez ortaya çıkan Hela; ki ne Thor ne Loki ne de Asgard'dan herhangi biri kendisini hatırlamasa da, Odin'in ilk çocuğudur ve geçmişte, birlikte kainatın her karışını ele geçirmek için çalışmışlardır. İçindeki kötülüğün her geçen gün daha da arttığı Hela'yı zaptedebilmek için onu sürgüne gönderen Odin'dir ve o ölür ölmez karşı konulamaz gücüyle Hela kardeşlerinin karşısına dikilir.

Hikayenin ve tabii ki filmin girişini size kısaca böyle anlatmak istedim. Sadece bir Thor filmi olarak bırakılmamış olan filmde karşılaşacağınız tanıdık karakterlerle eminim sizler de en az benim kadar heyecanlanacaksınız. Görsel efektlerin muhteşem kalitesi sizde her kareyi saniye saniye izleyebilmek hissi uyandıracak. Sahnelere harikulade oturmuş müzikler hiç bitmesin isteyeceksiniz. Yakalanan tempo sizi öyle iyi içine alacak ki siz de savaşacak, dövüşecek, şaşıracak ve güleceksiniz.

Evet, Thor ve filmin bütünü bu kez içerisinde tam da kararında espriler barındırıyor. Böylece izleyici ve süper kahramanlar daha sıcak bir ilişki kurmuş olurken filmle de daha çok bağ kurmuş oluyoruz. 
Kendisine olan özel ilgim dolayısıyla Cate Blanchett'ı Hela karakteriyle görmek benim için en güzel sürprizlerden biriydi. Kendisini tıpkı (sürekli eleştiriliyor olsa da) Meryl Streep gibi başka başka karakterlerde görmeyi çok seviyorum. Her karakterin altından başarıyla kalkan oyuncu bu kez de kendisini fazlasıyla parlatmış.

Marvel Studios bu filmle bana geleceğe dair, izlerken bayılacağım filmlerin mesajını verdi. Sizler için de öyle olacağına emin olduğum Thor - Ragnarok için geç kalmayın. Sinemada izleyin ve hatta imkanınız varsa 4DX kalitesinde tamamen filmin içine girin. 
Şimdiden her birinize keyifli seyirler dilerken, yorumlarınızı da sabırsızlıkla bekliyorum.
Haydi yazın, konuşalım.
Sevgiler. 


Hint Filmleri Festivali - Taare Zameen Par

YAZAR : Perşembe, Ekim 19, 2017
Yıllar öncesinden bir Hint filmiyle buradayım bu kez. Öylesi güzelmiş ki daha önce neden izlememişim dedim biterken. İçerisinde onlarca ders barındıran ve çocuklu çocuksuz herkesin izlemesi gereken filmlerden Taare Zameen Par - Every Child is Special - Her Çocuk Özeldir.

Ishaan ilkokul üçüncü sınıfı ikinci kez okuyor olmasına rağmen harfleri düzgün kullanamayan, okuyup yazamayan ve bu nedenle notları çok düşük bir çocuktur. İlgisini çok başka şeyler çekiyor olsa da ailesi ondan tıpkı abisi gibi başarılı bir eğitim hayatı beklemektedir. Çünkü iyi bir eğitim hayatı gelecekte iyi bir iş ve kaliteli bir yaşam demektir onlar için. Ne var ki unuttukları bir nokta vardır; her çocuk aynı değildir! 
Ishaan'ın öğrenmeyle ilgili bir sorunu olduğunu yatılı olarak gönderildiği okulda geçici süreyle resim öğretmenliği yapmaya gelen Ram Shankar Nikumbh farkeder. Ortada bir sorun olduğunu kolayca farketmesinin nedeni de zaten başka bir yerde özel çocuklarla ilgileniyor olduğundandır.

O günden sonra Ram Shankar, Ishaan'la özel olarak çalışmaya başlar. Harfleri öğrenebilmesi için farklı yöntemler deneyip ilk önce okuyup yazmayı çözmesini sonrasında ise diğer dersleri öğrenmesini sağladılar. Bu esnada ve öncesinde Ram Shankar Ishaan'ın ailesiyle görüşüp durumun sadece bir hastalıktan ibaret olduğunu anlatmaya çalışsa da babasına durumu kabul ettirememişti. Yıl sonunda çocuklarında gördükleri değişim ve öğretmenlerin onun hakkında söyledikleri sonucunda ise büyük bir şok geçirdiklerini tahmin etmişsinizdir.

"Her Çocuk Özeldir" ve keşke bu özel durumu kontrol edebilecek, onlara gereken özeni ve bakımı verebilecek ebeveynlere ve eğitimcilere sahip olabilsek. Sorunu erkenden fark edebilmek,  gerektiği şekilde davranabilmek çocuk açısından öyle önemli ki Ishaan'ı izlerken bunu her saniyesinde kendi gözlerinizle görebileceksiniz. Mutlu bir çocuğu hayata küstürmenin birçok farklı yolu var Ishaan da ondan beklenenleri karşılayamadığını düşündükçe her şeyden uzaklaşıp kendi içine kapanıyor.

Çocuklarımızı genel değil her birini kendine özel değerlendirmek ve böylece sağlıklı ve mutlu çocuklar yetiştirebilmek sadece onlar için değil dünyamızın geleceği için de önemli. İlk olarak aileler bilinçlenmeli, öğretmenlerin durumunu hiç söylemiyorum bile. Onların bu durumu fark edememeleri gibi bir ihtimali düşünmek bile istemiyorum. 
Hint Filmleri Festivali'nin bu ayağındaki filmi eminim ki birçoğunuz izlediniz ama izlemeyenler çok vakit kaybetmeden izlemeliler değil mi? Yorumlarınızı merakla bekliyor ve sizlere Yeliz'in film hakkındaki yorumlarını bırakıp kaçıyorum. Yeliz'in yorumu için tık tık lütfen ;)

Hint Filmleri Festivali - Lunchbox

YAZAR : Pazartesi, Ekim 16, 2017
Hint Filmleri Festivali sayesinde çok büyük keyif alarak izlediğim bir filmi tekrar izleme ve bu sayfada yeniden sizlerle buluşturma şansına eriştiğim için pek bir keyifliyim. Film hakkında ilk izlediğimde yayımladığım yorumlarım için sizleri buraya alayım ve hemen ardından şimdi başka bir açıdan bakalım filme.

Lunchbox; Hindistan Bombay'de 120 yılı aşkın bir süredir devam eden bir geleneği konu alıyor aslında. Bu gelenek yıllardır öyle sorunsuz işlemiş ki Harvard Üniversitesi'nden gelen görevliler tarafından sistemin nasıl işlediği araştırılmış ve yerinde görülmüş. Ne var ki bu uzuuun yıllardır devam eden sistem ve 8 milyon sefer tası içerisinde sadece tek bir sefer tası yanlış adrese gitmiş, işte o sefer tası tam da filmimize konu olan tas ;) 
Ila'nın kocasını yeniden kazanabilmek uğruna özene bezene hazırladığı yemeklerini koyduğu ama Saajan'ın önüne giden bu tas her ikisinin de hayatlarına başka bir açıdan bakabilmelerini, gözlerinin açılmasını ve belki de yapmaya hiç cesaret edemeyecekleri şeylere adım atmalarını sağlayan tas. Siz bu olayı ne ile adlandırırsınız bilemiyorum ama bana "hayatta hiçbir şey tesadüf değildir" sözünü yine ve yine anımsatan olaylardan biri olduğunu söylemeliyim. Böylesi hatasız işleyen bir sistem içerisinde adresi karışan bir sefer tası sadece bu iki kişinin birbiriyle iletişim kurabilmesini sağlamak için yol değiştirmiş olmalı. Sizce de öyle değil mi? 
İki insan, hiç görüşmeden birbirini sevebilir mi? Bence bu günümüzde artık sıkça yaşanan bir durum. Bence bu filmde asıl sorulması gereken "İki insan, birbirini hiç görmeden diğerine destek olabilir mi, yardımcı olabilir mi, onu iyi hissettirebilir mi?"
Bence olabilir :)

Hayatın mucizelerle dolu olduğu, her zaman bizler için sürprizler barındırdığı, önümüzdeki tek yolun önümüzde uzanıp giden yol olmadığı gibi onlarca farklı mesaj veren Lunchbox Hint Filmleri içerisinde bence en izlenilesi olanı. Mutlaka izleyin ve çevrenize de izlettirin.
En kocaman sevgilerimle, sizler de hep sevin :)
Lunchbox'ı bir de Yeliz'in bakış açısıyla okumaya hazır mısınız? O zaman tık tık lütfen.

Hint Filmleri Festivali - My Name Is Khan

YAZAR : Cumartesi, Ekim 14, 2017

"Dünyada sadece iki çeşit insan vardır. İyi şeyler yapan iyi insanlar ve kötülük yapan kötü insanlar."
Asperger Sendromlu, özel bir çocuk olan Rizvan Khan, annesi tarafından bu öğütle büyütüldü. Otizme çok benzeyen ancak bazı özel farklılıklarla ondan ayrılan bu hastalıkla ömür boyu yaşayacak olan Khan çok zorlu ama bir o kadar da insanların hayatına dokunan bir hikaye ile karşımızda.

Küçük erkek kardeşinin 18 yaşına basar basmaz onları terkedip Amerika'ya geldiği Khan da annesi öldükten sonra ona verdiği sözü yerine getirmek için kardeşinin yanına gider. Zakir'in sahibi olduğu şirkette çalışmaya başlar ve şirketin güzellik ürünlerini satmaya başlar. Birçok farklı yerde ve kişide şansını denerken sonunda Mandira'nın çalıştığı güzellik salonuna gelir. Mandira'yı görür görmez, daha doğrusu sesini duyar duymaz ona aşık olur. Hayatının farklı bir yöne gideceği nokta da belki de tam o andır.

Film süresince dini farklılıklar yüzünden sıkıntılar yaşatılan Khan bunların hiçbirine kulak asmadan hayatına devam etse de tüm dünyayı sarsan 11 Eylül onun da hayatını alt üst edecektir. Onun soyadını alan Mandira ve oğlu Sam müslüman oldukları gerekçesiyle dışlanmaya başlarlar. Mandira'nın işleri kötü gider, Sam ise en yakın arkadaşından olur. Çok kısa bir süre sonra da bu nedenle hayatını kaybeder.

 Oğlunun müslüman damgası yediği için hayatını kaybettiğini öğrenen Mandira Rizvan'a gitmesini ve herkese "bir müslüman olduğunu ancak terörist olmadığını" anlatana dek geri gelmemesini söyler. Rizvan bu sözü bir görev gibi algılar ve upuzun bir yolculuğa başlar. Bu yolculuk onu hiç ummadığı yerlere götürecek, hiç ummadığı olaylarla karşılaştıracak ve onun hiç ummadığı insanlarla tanışmasını sağlayacaktır. Yaptığı ve söylediği şeyler sonrasında ise neredeyse ülke çapında tanınan biri haline gelecektir.

Yaklaşık üç saat süren My Name Is Khan'ın bana verdiği mesaj aslında tam da ilk yazdığım cümle. Bizleri o, bu, şu diye ne kadar ötekileştirmeye çalışsalar da aslında gerçekte sadece iki çeşit insan var. İyi şeyler yapan iyi insanlar ve kötü şeyler yapan kötü insanlar. 

Dilerim her birimiz iyilerle karşılaşır, hayatımıza her zaman onları çekeriz. Zira kötülerle uğraşmayı bırakın karşılaşmak bile hayatlarımızı altüst edebilir.

Hani derler ya dünyanın dönüşü birkaç iyi insan sayesinde diye. Kanmayın onlara aslında iyilerin sayıları oldukça fazla. Bizi az göstermeye çalışanların hepsi yine o kötü olanlar ;)
İyilik, güzellik, mutluluk ve neşe ile dolsun hayatımız.
Sevgiler...

My Name is Khan'ın Yeliz'in bakış açısıyla yorumu ise bir tık uzağınızda ;)

Hint Filmleri Festivali - Lion

YAZAR : Perşembe, Ekim 12, 2017
Sıkı takipçilerim belki hatırlarlar Lion'ı ilk izlediğimde de bu sayfalarda yorumlamıştım. Ama şimdi Hint Filmleri Festivali için yeniden izledim ve belki de bu kez farklı bir açıdan bakıp farklı bir yorum yapabilirim :)

Lion'da Hintli küçücük bir çocuğun, Saroo'nun, inanılmaz kayboluşunu izliyoruz. Şanslı mı yoksa şanssız mı demeli onun için hiç karar veremiyorum çünkü biricik annesinden çok talihsiz bir olay sonucunda ayrı düşüyor ama harika bir ailenin içerisinde, Hindistan'da kalsa hayal bile edemeyeceği imkanlarla büyüyor. 

Ailesinden, ne şekilde olursa olsun, uzak kalmak zorunda kalan her çocukta olduğu gibi Saroo da belli bir yaşa, belli bir olgunluğa eriştiğinde gerçek ailesini, evini aramak için harekete geçiyor. Bu noktada durup onu büyüten anneye bakmamız, onun hissettiklerini anlayamasak da hayal etmemiz gerektiğini düşünüyorum. 5 yaşında küçücük bir çocuktan, iyi eğitimli, ahlaklı ve daha birçok iyi huya sahip bir insan yetiştiren anne üzerine titrediği çocuğunun gerçek annesini aradığını öğrendiğinde sizce neler hisseder?

Bunun doğru olan olduğunu bile bile taa kalbinin en içinde büyük bir yıkım yaşadıklarını düşünüyorum. "Ben ona yetemedim de mi onu arıyor?" sorusunu kendilerine onlarca defa sorduklarını düşünüyorum benzeri durum yaşayan tüm annelerin. Çünkü kolay değil, sevgi hele böylesi büyük bir özveri içeren sevgi aynı şekilde sevilmek ister. 

Ne var ki gerçek ailelerini aramak her çocuğun en büyük hakkıdır da. 
Bizlere evimizi, ailemizi, doğduğumuz yerleri hatırlatanlar da sadece insanlar değildir. Kokular, mekanlar, objeler, sesler ve daha onlarca değişken birden bizi o özlemini duyduğumuz ana götürebilir. Saroo da onu bu yola sokan birçok değişkeni farklı zamanlarda görerek, hissederek, hayatına alarak doğduğu yere, evine, annesine her geçen gün daha da çok yaklaşıyor.

Birbirini yıllarca arayan, başlarına onlarca şey gelen ve yıllar sonra karşılaşan bu anne oğulun buluşması ise en yürek burkan sahne olurken bence en umut dolu sahnelerden de biri. Neden mi? 5 yaşında, nereye gittiğini bile bilmeden ortalardan kaybolan ve bambaşka bir ülkede büyüyen bir çocuğun evini bulabilmesi ihtimali ne kadardır ki? Çok az değil mi? 

Gerçek bir hikayeden uyarlanan film Lion bana bu kez imkansız gibi görünen birçok şeyin olabilme ihtimali olduğunu anlattı. İhtimal beni umuda, umutsa kocaman bir sevince doğru yol aldı. O halde mutlu olmamak niye?
Lion'ı izleyin, izleyin ki sizlerin de içinde kocaman umut tomurcukları yeşersin.
Keyifli seyirler...

Şimdi sıra bambaşka bir bakış açısıyla Lion için Yeliz'in bakış açısına bakmakta tık tık lütfen :)

İlk Lion yorumlamam için tık tık lütfen.

Hint Filmleri Festivali - PK

YAZAR : Salı, Ekim 10, 2017
 
Pk'i ilk olarak aylar önce izlemiş ve "vay be!" demiştim kendi kendime. Adamlar nasıl güzel bir film çekmiş ve dinleri nasıl başarılı bir şekilde eleştirmişler. Özellikle; sanıyorum en çeşitli inanışlara sahip bir ülke olan, Hindistan'da çekilmiş olması da beni çok etkilemişti. Özgürce, a'dan z'ye her birini çekinmeden eleştirmiş ve bizlere çok güzel bir öğüt vermişlerdi. 
Şimdi Yeliz'le birlikte başladığımız "Hint Filmleri Festivali" için tekrar izlediğim PK, bana bu kez dedi ki, ona, buna, şuna değil kendine, kendi içinden geçene güven. Sizin için mesajı neydi?
Aamir Khan'ın büyük bir başarıyla canlandırdığı P.K. kendi gezegeninden Dünya'ya gelen bir uzaylıdır aslında ve hikayesi, bir Hintli'nin uzay mekiğiyle olan tek bağlantısı, kumandayı çalmasıyla başlar. Mekikten dünyaya çırılçıplak inen ve kendi aralarında konuşmadan iletişim kurduklarından konuşmayı bilmeyen P.K. dünyaya alışma sürecinde oldukça ilginç olaylar yaşar.

Önce giyinmesi gerektiğini fark eder, sonra parayla tanışır ve en önemlisi konuşmadan derdini anlatamayacağı gerçeğiyle yüz yüze kalır. Her şey tamam olduktan sonra ise tek derdi kumandasına kavuşmak kalmıştır. İşte bu noktada dinler ve tanrılarla tanışır.

Çok çok uzaklarda Belçika'da ise Anushka Sharma'nın canlandırdığı Jaggu Pakistanlı Sarfraz'a aşık olur ve muhteşem bir ilişkiye başlarlar. Fakat Hintli olan ailesi ve ailesinin dini konuları danıştığı Tapasvi ona bu işin olmayacağını, Sarfraz'ın onun aldatacağını söyler. Ne kadar inanmak istemese de kendini o sözlere kaptıran Jaggu birkaç ay sonra Sarfraz'sız Hindistan'dadır. Kendine ve sevdiği adama güvenmemiş kendini Tapasvi'nin söylediklerine bırakmıştır.

Ve günün birinde yolu P.K. ile kesişir. Başlarda onu bir akıl hastası zannetse de sonrasında gerçeği görecek ve onunla birlikte bütün din şarlatanlarının foyasını meydana çıkarmaya karar vereceklerdir. Aynı zamanda da P.K.'in kumandasını aramaya devam edeceklerdir.
İlk seferden bu yana değişen hayatım, duygularım, içinde olduğum olaylar ve diğer her şeyle birlikte iki buçuk saat boyunca kah güldüm, kah ağladım, kah üzüldüm ve dedim ki; içindeki sesi dinle. Onun da aklı bu sıralar çok karışık olsa da hep inandığı tek bir şey var. O inanca tutundum sımsıkı ve keşke Jaggu da kendi iç sesine güvenseydi dedim. Böylece Sarfraz'la kaybedilen onca ay olmayacak. Birlikte daha çok vakit geçirebileceklerdi.

İç sesinize her zaman kulak verin. Sizin için en doğruyu her zaman o söylecek, ona güvenin. Dinler, dinlerden haber verenler ya da benzerleri, boş verin onları. Tanrı-Allah ya da onu ne olarak adlandırıyorsanız onunla aranıza kimse girmesin. 
Her dakikasından keyif alacağınıza emin olduğum P.K.'i izlerken bizi anmayı unutmayın. Yeliz'in harika PK yorumu için tık tık lütfen. 
Hint Filmleri Festivali devam edecek ;)

Her Şey Dursun İstiyorum

YAZAR : Pazartesi, Ekim 09, 2017
Buraya gelip arada bir ceeee deyip kaçmaya iyi alıştım biliyorum ama yazının sonunda sizin için güzel haberlerim var. Elbette kendim için de ;) Önce biraz dertleşelim istedim. Ne dersiniz? Bu karmakarışık evren, dünya, ülke, şehirler, ilişkiler, ilişkilerimiz... İşte bu noktada ben her şey dursun istiyorum. Sizi her şeyin durmasını istediğiniz bir an oldu mu hiç? Mesela ben elimde o güç olsa tüm evrenin "durdur" düğmesine basıcam, içinden çıkıp tekrar "oynat" düğmesine basıp arkama bakmadan gidicem. Sizin de benzeri şeyleri hissettiğiniz oluyor mu hiç?

Yarın 10 Ekim 2017, akrep burcu olanlar için 12 yıl sonra en şanslı yıl başlıyor. Jüpiter Akrep burcuna giriş yapacak. Yani akrep burçlarına müjdeler olsun. Hele ki benim gibi yükseleni de akrep olanların değmeyin keyfine tüm şanslar duble gelecek. Öyleyse ne mi bu her şeyi durdurup gitme hikayesi? Tek söyleyebileceğim; ilişkiler.
 Daha birkaç dakika önce Dünya'yı bir araba gibi hayal etmiş ve kendimi de o dünyadan inerken görmüştüm. Elimde sadece bir mont arkama bir kere bile bakmadım. Bakmak içimden bile geçmedi. Öylesi yorgun, öylesi bıkkın, öylesi umutsuz kalmışım.
Diğer yandan, tam da bu kriz anını atlattığım zaman içimde büyüyüveren umut ışıklarıyla sarıldığım hayat. Yaşamımda sonsuza dek mutlulukla varolmasını dilediklerim... Size, özellikle birinize daha bu dünyaya gelmeden önce çok zor bir görev vermişim. Beni öyle yor, üz, hırpala, parçala demişim ki abartmışım biraz. Canımın böylesi yanacağını bilememişim çünkü seni çok sevecekmişim.

Canım Yeliz'le yazıştık az önce "yarın senin yılın başlıyor biliyorsun değil mi?" dedi. "Evet" dedim. "Evet, biliyorum ve her şey düzelecek diye sabırsızlıkla o günü bekliyordum ama..."
Dedi ki; "belki de krizle düzelecek, kaosla. Akrep zaten kaos burcu." Hiç düşünmemiştim bu yönden. Her şeyin yoluna girebilmesi için geçen süreçte elbette ki krizler olacak. Sadece benimki devasa bir kriz. Bana bambaşka bir bakış açısı kattığın için sonsuz teşekkürler Yeliz.
Şimdi güzel haber zamanı; hazır Yeliz'den bahsetmişken yeni sayfasından da bahsedip birlikte yapacağımız yeni projeden bahsedeyim. Yazılarının her birini çölde susuz kalmış gibi kana kana içerek okuyacağınıza emin olduğum sayfası Tırtılın Düşü'nde o Her Şeyden Konuşmalı'da da benim yorumlayacağım bir Hint Filmleri serisi yapmaya karar verdik. Hatta ilk yorumlayacağımız film için PK'de karar kıldık. Artık Hint Filmleri bizim yorumlarımızdan sonra izlenecek ;)
Şimdi tekrar düşündüm de her şeyin durmasına gerek yok. Beklediğim bir "aydınlanma" var sadece. Ardındaki planım ise mutlu olmak.
İyi geceler. Sevdikleriniz yanınızdaysa hemen onlara sarılın, onları öpün ve onu çok sevdiğinizi söyleyin. Unutmayın, bunu duymak için hep yanınızda olmayacaklar. Akıp giden zamanı boşa harcamayın böylece dönüp baktığınızda sevdiğiniz insana ayırmadığınız zamana üzülmeniz gerekmez. 

Bu Dünyanın Dışında - The Space Between Us

YAZAR : Cuma, Eylül 29, 2017
Genelin dışına çıkayım ve bu kez farklı bir film yorumlayayım dedim. Bu Dünyanın Dışında - The Space Between Us Dünya ve Mars arasında yaşanmaya başlayan bir aşk hikayesi gibi görülse de aslında içerisinde çok farklı duyguları ve olayları da barındırıyor. 

Mars'ta kurulacak olan koloni için yola çıkan astronot grubundan Sarah Elliot'ın, Mars'ta göreve başladıktan bir süre sonra hamile olduğu farkedilir. Hamileliği belli bir grup dışındaki herkesten saklanır ve maalesef doğum esnasında da hayatını kaybeder. Sarah'nın oğlu Gardner Mars'taki ekip tarafından büyük bir gizlilik içerisinde büyütülür ve dünyadakiler için aslında hiç doğmamış olarak kabul edilmektedir. 

Olaylara Gardner açısından baktığımızda ise durumlar oldukça karışıktır. Kendisini dünyadan herkesin gitmek isteyeceği bu ortamda kapana kısılmış hisseden Gardner aynı zamanda babasının kim olduğunu öğrenmek de istemektedir. Aynı zamanda internetten Tulsa adında bir genç kızla da tanışmıştır. Günün birinde hem Tulsa ile tanışabilmek hem de babasını görmek için Dünya'ya gelir.

Fakat Mars'ta doğup büyümüş ve bütün vücudu o ortama uyum sağlamış biri olarak Dünya'da ciddi sağlık sorunları yaşamaya başlar. Bir yandan Tulsa ile babasını bulmaya çalışırken diğer yandan onu bir an önce Mars'a geri göndermek isteyen Nasa'nın da elinden kaçmaya çalışmaktadır.

Bu bitmek tükenmek bilmez kovalamaca içerisinde sorularına hiç ummadığı cevaplar alacak ve herkesin hayatı beklenmedik şekilde değişecektir.

Sizlerin de film hakkındaki yorumlarınızı merakla bekliyorum :) Umarım en az benim kadar keyif alarak izlemişsinizdir ya da izleyeceksinizdir. Sevgiyle...

Blogger tarafından desteklenmektedir.