Featured

8/recent

Hint Filmleri Festivali - Taare Zameen Par

YAZAR : Perşembe, Ekim 19, 2017
Yıllar öncesinden bir Hint filmiyle buradayım bu kez. Öylesi güzelmiş ki daha önce neden izlememişim dedim biterken. İçerisinde onlarca ders barındıran ve çocuklu çocuksuz herkesin izlemesi gereken filmlerden Taare Zameen Par - Every Child is Special - Her Çocuk Özeldir.

Ishaan ilkokul üçüncü sınıfı ikinci kez okuyor olmasına rağmen harfleri düzgün kullanamayan, okuyup yazamayan ve bu nedenle notları çok düşük bir çocuktur. İlgisini çok başka şeyler çekiyor olsa da ailesi ondan tıpkı abisi gibi başarılı bir eğitim hayatı beklemektedir. Çünkü iyi bir eğitim hayatı gelecekte iyi bir iş ve kaliteli bir yaşam demektir onlar için. Ne var ki unuttukları bir nokta vardır; her çocuk aynı değildir! 
Ishaan'ın öğrenmeyle ilgili bir sorunu olduğunu yatılı olarak gönderildiği okulda geçici süreyle resim öğretmenliği yapmaya gelen Ram Shankar Nikumbh farkeder. Ortada bir sorun olduğunu kolayca farketmesinin nedeni de zaten başka bir yerde özel çocuklarla ilgileniyor olduğundandır.

O günden sonra Ram Shankar, Ishaan'la özel olarak çalışmaya başlar. Harfleri öğrenebilmesi için farklı yöntemler deneyip ilk önce okuyup yazmayı çözmesini sonrasında ise diğer dersleri öğrenmesini sağladılar. Bu esnada ve öncesinde Ram Shankar Ishaan'ın ailesiyle görüşüp durumun sadece bir hastalıktan ibaret olduğunu anlatmaya çalışsa da babasına durumu kabul ettirememişti. Yıl sonunda çocuklarında gördükleri değişim ve öğretmenlerin onun hakkında söyledikleri sonucunda ise büyük bir şok geçirdiklerini tahmin etmişsinizdir.

"Her Çocuk Özeldir" ve keşke bu özel durumu kontrol edebilecek, onlara gereken özeni ve bakımı verebilecek ebeveynlere ve eğitimcilere sahip olabilsek. Sorunu erkenden fark edebilmek,  gerektiği şekilde davranabilmek çocuk açısından öyle önemli ki Ishaan'ı izlerken bunu her saniyesinde kendi gözlerinizle görebileceksiniz. Mutlu bir çocuğu hayata küstürmenin birçok farklı yolu var Ishaan da ondan beklenenleri karşılayamadığını düşündükçe her şeyden uzaklaşıp kendi içine kapanıyor.

Çocuklarımızı genel değil her birini kendine özel değerlendirmek ve böylece sağlıklı ve mutlu çocuklar yetiştirebilmek sadece onlar için değil dünyamızın geleceği için de önemli. İlk olarak aileler bilinçlenmeli, öğretmenlerin durumunu hiç söylemiyorum bile. Onların bu durumu fark edememeleri gibi bir ihtimali düşünmek bile istemiyorum. 
Hint Filmleri Festivali'nin bu ayağındaki filmi eminim ki birçoğunuz izlediniz ama izlemeyenler çok vakit kaybetmeden izlemeliler değil mi? Yorumlarınızı merakla bekliyor ve sizlere Yeliz'in film hakkındaki yorumlarını bırakıp kaçıyorum. Yeliz'in yorumu için tık tık lütfen ;)

Hint Filmleri Festivali - Lunchbox

YAZAR : Pazartesi, Ekim 16, 2017
Hint Filmleri Festivali sayesinde çok büyük keyif alarak izlediğim bir filmi tekrar izleme ve bu sayfada yeniden sizlerle buluşturma şansına eriştiğim için pek bir keyifliyim. Film hakkında ilk izlediğimde yayımladığım yorumlarım için sizleri buraya alayım ve hemen ardından şimdi başka bir açıdan bakalım filme.

Lunchbox; Hindistan Bombay'de 120 yılı aşkın bir süredir devam eden bir geleneği konu alıyor aslında. Bu gelenek yıllardır öyle sorunsuz işlemiş ki Harvard Üniversitesi'nden gelen görevliler tarafından sistemin nasıl işlediği araştırılmış ve yerinde görülmüş. Ne var ki bu uzuuun yıllardır devam eden sistem ve 8 milyon sefer tası içerisinde sadece tek bir sefer tası yanlış adrese gitmiş, işte o sefer tası tam da filmimize konu olan tas ;) 
Ila'nın kocasını yeniden kazanabilmek uğruna özene bezene hazırladığı yemeklerini koyduğu ama Saajan'ın önüne giden bu tas her ikisinin de hayatlarına başka bir açıdan bakabilmelerini, gözlerinin açılmasını ve belki de yapmaya hiç cesaret edemeyecekleri şeylere adım atmalarını sağlayan tas. Siz bu olayı ne ile adlandırırsınız bilemiyorum ama bana "hayatta hiçbir şey tesadüf değildir" sözünü yine ve yine anımsatan olaylardan biri olduğunu söylemeliyim. Böylesi hatasız işleyen bir sistem içerisinde adresi karışan bir sefer tası sadece bu iki kişinin birbiriyle iletişim kurabilmesini sağlamak için yol değiştirmiş olmalı. Sizce de öyle değil mi? 
İki insan, hiç görüşmeden birbirini sevebilir mi? Bence bu günümüzde artık sıkça yaşanan bir durum. Bence bu filmde asıl sorulması gereken "İki insan, birbirini hiç görmeden diğerine destek olabilir mi, yardımcı olabilir mi, onu iyi hissettirebilir mi?"
Bence olabilir :)

Hayatın mucizelerle dolu olduğu, her zaman bizler için sürprizler barındırdığı, önümüzdeki tek yolun önümüzde uzanıp giden yol olmadığı gibi onlarca farklı mesaj veren Lunchbox Hint Filmleri içerisinde bence en izlenilesi olanı. Mutlaka izleyin ve çevrenize de izlettirin.
En kocaman sevgilerimle, sizler de hep sevin :)
Lunchbox'ı bir de Yeliz'in bakış açısıyla okumaya hazır mısınız? O zaman tık tık lütfen.

Hint Filmleri Festivali - My Name Is Khan

YAZAR : Cumartesi, Ekim 14, 2017

"Dünyada sadece iki çeşit insan vardır. İyi şeyler yapan iyi insanlar ve kötülük yapan kötü insanlar."
Asperger Sendromlu, özel bir çocuk olan Rizvan Khan, annesi tarafından bu öğütle büyütüldü. Otizme çok benzeyen ancak bazı özel farklılıklarla ondan ayrılan bu hastalıkla ömür boyu yaşayacak olan Khan çok zorlu ama bir o kadar da insanların hayatına dokunan bir hikaye ile karşımızda.

Küçük erkek kardeşinin 18 yaşına basar basmaz onları terkedip Amerika'ya geldiği Khan da annesi öldükten sonra ona verdiği sözü yerine getirmek için kardeşinin yanına gider. Zakir'in sahibi olduğu şirkette çalışmaya başlar ve şirketin güzellik ürünlerini satmaya başlar. Birçok farklı yerde ve kişide şansını denerken sonunda Mandira'nın çalıştığı güzellik salonuna gelir. Mandira'yı görür görmez, daha doğrusu sesini duyar duymaz ona aşık olur. Hayatının farklı bir yöne gideceği nokta da belki de tam o andır.

Film süresince dini farklılıklar yüzünden sıkıntılar yaşatılan Khan bunların hiçbirine kulak asmadan hayatına devam etse de tüm dünyayı sarsan 11 Eylül onun da hayatını alt üst edecektir. Onun soyadını alan Mandira ve oğlu Sam müslüman oldukları gerekçesiyle dışlanmaya başlarlar. Mandira'nın işleri kötü gider, Sam ise en yakın arkadaşından olur. Çok kısa bir süre sonra da bu nedenle hayatını kaybeder.

 Oğlunun müslüman damgası yediği için hayatını kaybettiğini öğrenen Mandira Rizvan'a gitmesini ve herkese "bir müslüman olduğunu ancak terörist olmadığını" anlatana dek geri gelmemesini söyler. Rizvan bu sözü bir görev gibi algılar ve upuzun bir yolculuğa başlar. Bu yolculuk onu hiç ummadığı yerlere götürecek, hiç ummadığı olaylarla karşılaştıracak ve onun hiç ummadığı insanlarla tanışmasını sağlayacaktır. Yaptığı ve söylediği şeyler sonrasında ise neredeyse ülke çapında tanınan biri haline gelecektir.

Yaklaşık üç saat süren My Name Is Khan'ın bana verdiği mesaj aslında tam da ilk yazdığım cümle. Bizleri o, bu, şu diye ne kadar ötekileştirmeye çalışsalar da aslında gerçekte sadece iki çeşit insan var. İyi şeyler yapan iyi insanlar ve kötü şeyler yapan kötü insanlar. 

Dilerim her birimiz iyilerle karşılaşır, hayatımıza her zaman onları çekeriz. Zira kötülerle uğraşmayı bırakın karşılaşmak bile hayatlarımızı altüst edebilir.

Hani derler ya dünyanın dönüşü birkaç iyi insan sayesinde diye. Kanmayın onlara aslında iyilerin sayıları oldukça fazla. Bizi az göstermeye çalışanların hepsi yine o kötü olanlar ;)
İyilik, güzellik, mutluluk ve neşe ile dolsun hayatımız.
Sevgiler...

My Name is Khan'ın Yeliz'in bakış açısıyla yorumu ise bir tık uzağınızda ;)

Hint Filmleri Festivali - Lion

YAZAR : Perşembe, Ekim 12, 2017
Sıkı takipçilerim belki hatırlarlar Lion'ı ilk izlediğimde de bu sayfalarda yorumlamıştım. Ama şimdi Hint Filmleri Festivali için yeniden izledim ve belki de bu kez farklı bir açıdan bakıp farklı bir yorum yapabilirim :)

Lion'da Hintli küçücük bir çocuğun, Saroo'nun, inanılmaz kayboluşunu izliyoruz. Şanslı mı yoksa şanssız mı demeli onun için hiç karar veremiyorum çünkü biricik annesinden çok talihsiz bir olay sonucunda ayrı düşüyor ama harika bir ailenin içerisinde, Hindistan'da kalsa hayal bile edemeyeceği imkanlarla büyüyor. 

Ailesinden, ne şekilde olursa olsun, uzak kalmak zorunda kalan her çocukta olduğu gibi Saroo da belli bir yaşa, belli bir olgunluğa eriştiğinde gerçek ailesini, evini aramak için harekete geçiyor. Bu noktada durup onu büyüten anneye bakmamız, onun hissettiklerini anlayamasak da hayal etmemiz gerektiğini düşünüyorum. 5 yaşında küçücük bir çocuktan, iyi eğitimli, ahlaklı ve daha birçok iyi huya sahip bir insan yetiştiren anne üzerine titrediği çocuğunun gerçek annesini aradığını öğrendiğinde sizce neler hisseder?

Bunun doğru olan olduğunu bile bile taa kalbinin en içinde büyük bir yıkım yaşadıklarını düşünüyorum. "Ben ona yetemedim de mi onu arıyor?" sorusunu kendilerine onlarca defa sorduklarını düşünüyorum benzeri durum yaşayan tüm annelerin. Çünkü kolay değil, sevgi hele böylesi büyük bir özveri içeren sevgi aynı şekilde sevilmek ister. 

Ne var ki gerçek ailelerini aramak her çocuğun en büyük hakkıdır da. 
Bizlere evimizi, ailemizi, doğduğumuz yerleri hatırlatanlar da sadece insanlar değildir. Kokular, mekanlar, objeler, sesler ve daha onlarca değişken birden bizi o özlemini duyduğumuz ana götürebilir. Saroo da onu bu yola sokan birçok değişkeni farklı zamanlarda görerek, hissederek, hayatına alarak doğduğu yere, evine, annesine her geçen gün daha da çok yaklaşıyor.

Birbirini yıllarca arayan, başlarına onlarca şey gelen ve yıllar sonra karşılaşan bu anne oğulun buluşması ise en yürek burkan sahne olurken bence en umut dolu sahnelerden de biri. Neden mi? 5 yaşında, nereye gittiğini bile bilmeden ortalardan kaybolan ve bambaşka bir ülkede büyüyen bir çocuğun evini bulabilmesi ihtimali ne kadardır ki? Çok az değil mi? 

Gerçek bir hikayeden uyarlanan film Lion bana bu kez imkansız gibi görünen birçok şeyin olabilme ihtimali olduğunu anlattı. İhtimal beni umuda, umutsa kocaman bir sevince doğru yol aldı. O halde mutlu olmamak niye?
Lion'ı izleyin, izleyin ki sizlerin de içinde kocaman umut tomurcukları yeşersin.
Keyifli seyirler...

Şimdi sıra bambaşka bir bakış açısıyla Lion için Yeliz'in bakış açısına bakmakta tık tık lütfen :)

İlk Lion yorumlamam için tık tık lütfen.

Hint Filmleri Festivali - PK

YAZAR : Salı, Ekim 10, 2017
 
Pk'i ilk olarak aylar önce izlemiş ve "vay be!" demiştim kendi kendime. Adamlar nasıl güzel bir film çekmiş ve dinleri nasıl başarılı bir şekilde eleştirmişler. Özellikle; sanıyorum en çeşitli inanışlara sahip bir ülke olan, Hindistan'da çekilmiş olması da beni çok etkilemişti. Özgürce, a'dan z'ye her birini çekinmeden eleştirmiş ve bizlere çok güzel bir öğüt vermişlerdi. 
Şimdi Yeliz'le birlikte başladığımız "Hint Filmleri Festivali" için tekrar izlediğim PK, bana bu kez dedi ki, ona, buna, şuna değil kendine, kendi içinden geçene güven. Sizin için mesajı neydi?
Aamir Khan'ın büyük bir başarıyla canlandırdığı P.K. kendi gezegeninden Dünya'ya gelen bir uzaylıdır aslında ve hikayesi, bir Hintli'nin uzay mekiğiyle olan tek bağlantısı, kumandayı çalmasıyla başlar. Mekikten dünyaya çırılçıplak inen ve kendi aralarında konuşmadan iletişim kurduklarından konuşmayı bilmeyen P.K. dünyaya alışma sürecinde oldukça ilginç olaylar yaşar.

Önce giyinmesi gerektiğini fark eder, sonra parayla tanışır ve en önemlisi konuşmadan derdini anlatamayacağı gerçeğiyle yüz yüze kalır. Her şey tamam olduktan sonra ise tek derdi kumandasına kavuşmak kalmıştır. İşte bu noktada dinler ve tanrılarla tanışır.

Çok çok uzaklarda Belçika'da ise Anushka Sharma'nın canlandırdığı Jaggu Pakistanlı Sarfraz'a aşık olur ve muhteşem bir ilişkiye başlarlar. Fakat Hintli olan ailesi ve ailesinin dini konuları danıştığı Tapasvi ona bu işin olmayacağını, Sarfraz'ın onun aldatacağını söyler. Ne kadar inanmak istemese de kendini o sözlere kaptıran Jaggu birkaç ay sonra Sarfraz'sız Hindistan'dadır. Kendine ve sevdiği adama güvenmemiş kendini Tapasvi'nin söylediklerine bırakmıştır.

Ve günün birinde yolu P.K. ile kesişir. Başlarda onu bir akıl hastası zannetse de sonrasında gerçeği görecek ve onunla birlikte bütün din şarlatanlarının foyasını meydana çıkarmaya karar vereceklerdir. Aynı zamanda da P.K.'in kumandasını aramaya devam edeceklerdir.
İlk seferden bu yana değişen hayatım, duygularım, içinde olduğum olaylar ve diğer her şeyle birlikte iki buçuk saat boyunca kah güldüm, kah ağladım, kah üzüldüm ve dedim ki; içindeki sesi dinle. Onun da aklı bu sıralar çok karışık olsa da hep inandığı tek bir şey var. O inanca tutundum sımsıkı ve keşke Jaggu da kendi iç sesine güvenseydi dedim. Böylece Sarfraz'la kaybedilen onca ay olmayacak. Birlikte daha çok vakit geçirebileceklerdi.

İç sesinize her zaman kulak verin. Sizin için en doğruyu her zaman o söylecek, ona güvenin. Dinler, dinlerden haber verenler ya da benzerleri, boş verin onları. Tanrı-Allah ya da onu ne olarak adlandırıyorsanız onunla aranıza kimse girmesin. 
Her dakikasından keyif alacağınıza emin olduğum P.K.'i izlerken bizi anmayı unutmayın. Yeliz'in harika PK yorumu için tık tık lütfen. 
Hint Filmleri Festivali devam edecek ;)

Her Şey Dursun İstiyorum

YAZAR : Pazartesi, Ekim 09, 2017
Buraya gelip arada bir ceeee deyip kaçmaya iyi alıştım biliyorum ama yazının sonunda sizin için güzel haberlerim var. Elbette kendim için de ;) Önce biraz dertleşelim istedim. Ne dersiniz? Bu karmakarışık evren, dünya, ülke, şehirler, ilişkiler, ilişkilerimiz... İşte bu noktada ben her şey dursun istiyorum. Sizi her şeyin durmasını istediğiniz bir an oldu mu hiç? Mesela ben elimde o güç olsa tüm evrenin "durdur" düğmesine basıcam, içinden çıkıp tekrar "oynat" düğmesine basıp arkama bakmadan gidicem. Sizin de benzeri şeyleri hissettiğiniz oluyor mu hiç?

Yarın 10 Ekim 2017, akrep burcu olanlar için 12 yıl sonra en şanslı yıl başlıyor. Jüpiter Akrep burcuna giriş yapacak. Yani akrep burçlarına müjdeler olsun. Hele ki benim gibi yükseleni de akrep olanların değmeyin keyfine tüm şanslar duble gelecek. Öyleyse ne mi bu her şeyi durdurup gitme hikayesi? Tek söyleyebileceğim; ilişkiler.
 Daha birkaç dakika önce Dünya'yı bir araba gibi hayal etmiş ve kendimi de o dünyadan inerken görmüştüm. Elimde sadece bir mont arkama bir kere bile bakmadım. Bakmak içimden bile geçmedi. Öylesi yorgun, öylesi bıkkın, öylesi umutsuz kalmışım.
Diğer yandan, tam da bu kriz anını atlattığım zaman içimde büyüyüveren umut ışıklarıyla sarıldığım hayat. Yaşamımda sonsuza dek mutlulukla varolmasını dilediklerim... Size, özellikle birinize daha bu dünyaya gelmeden önce çok zor bir görev vermişim. Beni öyle yor, üz, hırpala, parçala demişim ki abartmışım biraz. Canımın böylesi yanacağını bilememişim çünkü seni çok sevecekmişim.

Canım Yeliz'le yazıştık az önce "yarın senin yılın başlıyor biliyorsun değil mi?" dedi. "Evet" dedim. "Evet, biliyorum ve her şey düzelecek diye sabırsızlıkla o günü bekliyordum ama..."
Dedi ki; "belki de krizle düzelecek, kaosla. Akrep zaten kaos burcu." Hiç düşünmemiştim bu yönden. Her şeyin yoluna girebilmesi için geçen süreçte elbette ki krizler olacak. Sadece benimki devasa bir kriz. Bana bambaşka bir bakış açısı kattığın için sonsuz teşekkürler Yeliz.
Şimdi güzel haber zamanı; hazır Yeliz'den bahsetmişken yeni sayfasından da bahsedip birlikte yapacağımız yeni projeden bahsedeyim. Yazılarının her birini çölde susuz kalmış gibi kana kana içerek okuyacağınıza emin olduğum sayfası Tırtılın Düşü'nde o Her Şeyden Konuşmalı'da da benim yorumlayacağım bir Hint Filmleri serisi yapmaya karar verdik. Hatta ilk yorumlayacağımız film için PK'de karar kıldık. Artık Hint Filmleri bizim yorumlarımızdan sonra izlenecek ;)
Şimdi tekrar düşündüm de her şeyin durmasına gerek yok. Beklediğim bir "aydınlanma" var sadece. Ardındaki planım ise mutlu olmak.
İyi geceler. Sevdikleriniz yanınızdaysa hemen onlara sarılın, onları öpün ve onu çok sevdiğinizi söyleyin. Unutmayın, bunu duymak için hep yanınızda olmayacaklar. Akıp giden zamanı boşa harcamayın böylece dönüp baktığınızda sevdiğiniz insana ayırmadığınız zamana üzülmeniz gerekmez. 

Blogger tarafından desteklenmektedir.