Featured

8/recent

Otto Lounge İftar Daveti

YAZAR : Cuma, Haziran 23, 2017
Geçen haftalarda sevgili Gurme Akademi davetiyle Ankara'da yeni açılan Otto Lounge'ın açılıştan bir gün önceki iftar davetindeydik. Ankara, Çukurambar'da açılan Otto Lounge'da keyifli zaman geçirebileceğiniz bir çok seçeneğiniz mevcut.

Garsonların ilgili ve kibar olduğu davet gecesinde iftar masalarımızda bulunan lezzetli ikramlıkların sonrasında harika bir çorba ile yemeğimize başladık. Kıvamı çok yerinde olan çorbanın ardından arasıcak olarak sebzeli börek geldi. Yemekte ise kırmızı et ya da tavuk seçebiliyorduk, ben tercihimi tavuktan yana kullandım ve yanında çok güzel soslu bir makarna ile servis edilen tavuktan çok memnun kaldığımı söylemeliyim. 

Yemek öncesi gezme imkanına sahip olduğumuz Otto Lounge'da az önce de söylediğim gibi herkese hitap edebilecek birçok farklı köşe bulunuyor. Mesela bir kitap sever tek başına gelip bu şömine başında keyifle kitap okuyabilir ya da üst katlarda arkadaşlarınızla çeşitli masa oyunları oynayabilirsiniz.

Kalbimi çalan yer elbette burası oldu :)

Seçkin blogger arkadaşlarımla keyifli bir sohbet eşliğinde harika bir gece geçirdik. Bunu gerçekleştirmemizi sağlayan başta Otto Lounge olmak üzere, Gurme Akademi ve sevgili Nilay Hanım'a sonsuz teşekkürlerimi iletmek isterim.

Keyifli bir gece, lezzetli yemekler ve eğlenceli vakitler için sizler de Otto Lounge'u tercih edebilirsiniz. Gidecek olanların yorumlarını sabırsızlıkla bekliyor olacağım. Sevgiler...


Mumya - The Mummy

YAZAR : Perşembe, Haziran 22, 2017
Mısır'a olan özel ilgim nedeniyle bilmem kaçıncısı çekilen mumya filmlerinden birine daha gözüm kapalı gittim. Mısır coğrafyası ve muhteşem tarihi öyle sonsuz hikaye varyasyonlarına izin veriyor ki yine bir diğeriyle daha karşı karşıyayız. Lanetler, tanrılar, intikam, hırs ve büyük bir geri dönüş bekliyor bizleri.

Başka bir varis olmadığından Mısır tahtına geçecek olan Ahmanet abisinin başka bir kadından doğan çocuğu yüzünden tahta çıkma şansını kaybeder ve bu onda müthiş bir intikam duygusu uyandırır. Ölüm Tanrısı Seth'le işbirliğine girer ve abisi ve çocuğunu acımasızca öldürür. Tam Seth'i ete kemiğe büründürecek ayini yapmak üzereyken yakalanır ve tekrar dünyaya gelmesini engellemek amacıyla birçok önlem alınarak ve canlı canlı mumyalanarak gömülür.

Olaylardan yüzyıllar sonra bir askeri operasyon esnasında Nick Morton, eline geçirdiği bir not sayesinde Ahmanet'in hiç bulunmaması gereken mezarını bulur ve aksiyon başlar. Ahmanet'in mezarı incelenmek üzere bir uçağa yerleştirilir ve yola çıkılır ancak yolda hiç beklenmeyen şeyler yaşanır. Ahmanet, hedefine yol almaktadır. Amacı yüzyıllar önce ayin esnasında kullandığı hançeri ele geçirmek ve Seth'i dünyaya getirmektir.

Her mumya filminde izlediğimiz gibi insanlardan beslenerek yavaş yavaş kendi bedenine bürünür. Bir yandan da büyük bir kovalamaca yaşanmaktadır. Aslında Jenny Halsey tarafından aranan mezar onunla birlikte bir araştırma bölgesine getirilir. Ele geçirdikleri Ahmanet'i bir şekilde kontrolde tutmaya çalışmaktadırlar ancak Ahmanet kolay kolay pes etmeyecektir.

Görsel efektleriyle, mumyanın çekiciliğiyle ve benim Mısır aşkımla birleştiğinde güzel bir film olarak tanımlayabileceğim The Mummy - Mumya, aslında hikaye olarak oldukça vasat. Hele ki Russell Crowe'un bir anda Dr. Henry Jekyll'e dönüşmesi ve bir mumya filminin içinde bu karakterle karşılaşmak bana çok komik geldi. Sonrasında araştırmalarım sonucunda bu filmin bir "Dark Universe" projesinin ilk adımı olduğunu okusam da ne bileyim bence yine de komikti.

Mumya filmi severlerin hoşuna gideceğini düşündüğüm ama yine de büyük beklentiler beslememeleri gerektiğini eklemem gereken film için keyifli seyirler dilerim. Yorumlarınızı merakla bekliyorum. Siz film için ne düşündünüz?

Ya Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?

YAZAR : Çarşamba, Haziran 21, 2017


Uzunca bir süredir kozmetik ve yaşam blogları gerek bloglarında gerek sosyal medya hesaplarında bazı şikayetler ve sitemler görüyorsunuz. Bizler yani blog yazarları istedik ki bu durumu tek bir yazıda toplayalım, sorunu ve kaynağını anlatalım.

Öncelikle belirtelim; bizler marka gönderisinden çok kendi aldıklarımızı bloglarında yazan blog yazarlarıyız. Yani bu yazıyı yazma cesaretini gösteriyorsak ki bu nokta çok önemli, blogumuz biz istediğimiz için var ve var olacak!

Uzun bir süre aktif blog yazarları olarak olayları uzaktan izledik. Blog yazmayı kolay zannedenler ticari veya en azından çıkar amaçlı blog açıyorlar. Hatta blog demeyelim, instagram hesabı açıyorlar ve kendilerine blogger diyorlar. Üzerine son zamanların en moda hadisesi takipçi satın alıyorlar. Bir bakıyorsunuz 2 aylık bir instagram hesabı 40 bin takipçiye ulaşmış. Çözünürlüğü iyi fotoğraflar, hatta bazen yabancı bloggerlardan aldıkları fotoğraflar ile “dostlar iş başında görsün” mantığı ile paylaşım yapıyorlar. Ardından markalara yazmaya başlıyorlar, tanıtmak için ürün istiyorlar. Zaten instagram hesaplarını açar açmaz profillerine ekledikleri bir not var: “Reklam ve iş birlikleri için DM” Yani amaç baştan belli sizce de öyle değil mi? Ve bazıları blog nedir, blog nasıl yazılır haberi yok. İçlerinde instagramın gerçekten blog olduğuna inananlar var biliyor musunuz?.

Bu şekilde bir yol izleyerek hem gerçek blog yazarlarının emeğini hiçe saymış oluyorlar hem ‘blog yazarlığı’ vurgusunu kötüye kullanıp lekeliyorlar. Olay bununla da sınırlı değil. Markaların ‘denemeleri ve yazmaları’ için gönderdiği ürünleri satmaya başlıyor kimileri. Yani olayın ticari boyutuna kısa yolla ulaşıyorlar.

Peki bu durumda sadece kendini blogger zanneden ve etrafındakileri inandıranlar mı suçlu? Bunların hesaplarını incelemeyen ve “ben bloggerım dediğinde “hani senin blogun” diye sormayan firmaların hiç mi suçu yok? Aslında bakarsınız suçları hiç azımsanmayacak ölçüde. Onlar bu blog yazmayan ve takipçileri gerçek olmayan hesaplara ürün gönderip, ürünlerin akıbetini bile sormayınca ne oluyor? “Bu iş ne kadar kolaymış” diye düşünen meraklı insanlar da açıyorlar bir instagram hesabı, alıyorlar takipçiyi başlıyorlar firmalara yazmaya. Belki onlara da gelir öyle değil mi?

Bu arada emek veren blog yazarları ne yapıyor dersiniz? Sırf bu işi severek yaptıkları için, blog yazarken paylaşım yaparken mutlu oldukları için ceplerinden para verip o markaların ürünlerini almaya devam ediyor. Evet bir çoğu bunu yapıyor.

Sizce firmalar neden böyle yapıyor? Ürünleri yazmayan tanıtmayan hatta blog bile yazmayan insanlara neden ürün gönderiyorlar? Bizler nasılsa gidip o ürünleri alıp,
kullanıp yazıyoruz. O kişiler bedava olmazsa almıyor. Sebep bu olabilir mi? Biz mantıklı bir gerekçe bulamadık. Bizler blog yazarı olarak, birer tüketici olarak blog yazarları kimdir, ne kadar samimidir bir iki defa okumakla anlayabiliyorsak koskoca pr ekipleri bunu neden anlayamıyor? Çalıştıkları markayı aşağı çekmek hoşlarına gitmez ama ürün gönderdikleri insanlar instagram hesaplarında bile ürünü yorumlamazken nasıl bir sonuca varmayı düşünüyorlar dersiniz? Peki pr işlerini instabloggerlara veren markalara ne dersiniz? Bol bol soru işreti konulacak cümleler kurmak mümkün bu paragrafta… Bizde bu soru işaretleri oluşturan markalar yanında nokta atışı yapan muhteşem firmalar da var. Onları da yürekten tebrik ediyoruz.

Bir sorun da nedir biliyor musunuz? Firmaların uyarılara duyarsız olması! Ya cevap verilmiyor, ya geçiştiriliyor. Bazı markaların ‘blogger toplantısı’ adı altında bir organizasyon yapıp katılımcıların yarısından çoğunun blogu olmayan makyaj sever instagram hesabı olması ayrı bir konu zaten.

Bu noktada hemen vurgulayalım; markaların denemesi için ürün gönderdiği çok kıymetli blog yazarları da var. Ve bizler onların yorumlarını fazlası ile önemsiyor ve ilgi ile takip ediyoruz.

Bu yazıyı hep birlikte hazırlayıp yayınlamadan önce çok düşündük. İlk soru 'acaba tepkimiz işe yarar mı?’ Evet okuduğunuza göre yazıyı yayınlama kararı aldık. Hiç bir işe yaramasa da, ürün incelemeyi değerlendirmeyi bilmeyen amacı çok farklı olan insanlarla iş birliği yapılmaya devam edilse de bizim çizgimiz net! Bugüne kadar ne yaptıysak o şekilde devam etmeyi planlıyoruz. Ya siz olsaydınız ne yapardınız?


Not: Bu yazıyı görüp paylaşmak isteyen blog yazarlarının, detaylıca anlayarak okumasını rica ediyoruz. Yazıda altını dolduramayacağı özelliklere sahip birinin bu yazıyı yayınlaması doğru olmaz. Mesela bloguna düzenli yazı girmeyen veya blogu sadece hediye ürünlerle dolu olan bir blog yazarı lütfen bu yazıyı yayınlamasın. Bizler gibi düşünen yazarların bu yazıyı paylaşması hepimizi mutlu eder. Bizler doğru yolda olduğumuzu biliyoruz ancak yazının çok fazla blogda yayına girmesi bizim tavır ve tepkimizin doğru olduğunu çok fazla insana ulaştırır.

Sağlıcakla…

Masaldan Öte Melete - Kat Howard

YAZAR : Perşembe, Haziran 15, 2017
Masaldan Öte Melete, Kusursuz Evcil yazısıyla sizlere tanıttığım yayınevi Misis Kitap'tan çıkan ikinci kitap ve elime bu harika sunum setiyle birlikte ulaştı. Merakla okuduğum Kusursuz Evcil'in ardından yine harika bir hikaye ile okuyucuyu sarıp sarmalayan Masaldan Öte Melete, eminim ki sizlerin de çok ilgisini çekecek.

Misis Kitap'ın sosyal medya hesaplarından gördüğüm bu muhteşem kitap kapağı beni öyle çok heyecanlandırmıştı ki eve gelir gelmez kitaba başladım. Söylemeliyim ki ilk okuyup bitirenlerden biri de benim :) Başlamadan önce Melete'nin kitaptaki bir karakterin adı olduğunu düşünsem de tahminlerim oldukça yanlış çıktı.

Melete, yıllar önce kurulmuş ve kapılarını sadece sanatkarlara açan çok ünlü bir okul. Burada eğitim almak her sanatçının hayali çünkü dünya çapında ün yapmış, hayran olunası eserler ortaya çıkarmış sanatkarların hepsi buradan mezun.

Her yıl adaylar arasından 40 kişi okula gitmeye hak kazanır bunlardan ikisi de bir abla kardeş olan Imogen ve Marin'dir. Marin'in ısrarlarıyla başvuru yapan Imogen bir yazar, Marin ise bir dansçıdır. 9 ay boyunca dünyadan uzaklaşacakları bu yerde kendilerini sanatlarına adayacak ve belki de bir sonraki, dünyaca ünlü sanatçı kendileri olacaklardır.

Anneleriyle büyük sorunlar yaşayan kardeşler burayı bir nevi ondan kaçış fırsatı olarak da görmektedirler. İlk günlerde her şey normal seyrinde ilerlerken Melete'de aslında normalin çok ötesinde şeyler olduğunu farketmeleri de çok uzun sürmeyecektir.

Fantastik bir hikayenin bu muhteşem kapağın ardında sizleri beklediği Masaldan Öte Melete'yi bu özel sunum seti ile birlikte kitap satan internet sitelerinden satın alabilirsiniz. 

"Büyülü bir okul" sıfatıyla Hogwarts'a benzetmekte hiç imtina etmeyeceğim Melete, aklınıza hiç ama hiç gelmeyecek sürprizleriyle sizleri bekliyor. Çok seveceğinize eminim. Şimdiden her birinize keyifli okumalar dilerim.
Sevgiyle :) 




Karayip Korsanları: Salazar'ın İntikamı / Pirates of The Caribbean: Dead Men Tell No Tales

YAZAR : Çarşamba, Haziran 14, 2017
Karayip Korsanları serisi beşinci filmiyle vizyonda izleyicileriyle buluşmaya devam ediyor. Salazar'ın İntikamı'yla bir kere daha beğenilerimize sunulan seri bizi çok şaşırtacak şeyler barındırmıyor olsa da hâlâ kendisini izlettiriyor hâlâ eğlendiriyor.

Bugüne kadar ki her filmiyle sevilerek izlenen Karayip Korsanları bu bölümüyle de gönülleri çeldi gibi. Henry Turner yıllarca süren araştırmaları sonucunda babası Will'i içine düştüğü lanetten nasıl kurtaracağını bulur ve bunun için yola çıkar. Laneti ortadan kaldırabilecek tek şey Poseidon'un üç çatallı mızrağıdır, onun yerini bulabilecek tek kişi ise Jack Sparrow.

Bir başka koldan da ilerleyen filmde güzel mi güzel ve akıllı mı akıllı Carina Smyth ile tanışıyoruz. Carina babasından ona kalan bir defterle yola düşüyor ve defterin ona işaret ettiği yere gitmek için elinden ne gelirse yapıyor. Bu yolda da yolu önce Henry ile sonra da dolayısıyla Jack ile kesişiyor. Bilimle yakından ilgilenen Carina defterdeki bilgileri kanıtladığında babasının hakettiği değeri bulacağına inanır.

Her şey aslında çok yolundayken Jack'in düşmanları bir bir sahneye çıkarlar. Kaptan Barbossa deniz üzerinde kurduğu hakimiyeti kaybetmemek için üç çatallı mızrağı onlardan önce ele geçirmek için çıkar yola, Kaptan Salazar ise Jack'in yaptığı büyük bir hata sonrasında onun peşine düşer. Denizler artık hiçbiri için güvenli değildir. Büyük bir savaş başlayacak, hiç umulmadık sürprizler yaşanacak ve üç çatallı mızrak kaderini yerine getirecektir.

Fantastik her filmde parlayan gözlerim serinin bu beşinci filmi ile de elbette keyifle parıldadı. Son dakikalarda ise hiç beklemediğim bir vuruşla gözlerim dolu dolu oldu. Jack'in biraz geri plana alındığı ve adeta bir yan karakter gibi desteklediği Salazar'ın İntikamı her duygunun dengeli bir şekilde verildiği bir film olmuş kanısındayım. Seriyi sevenlerin keyifle izleyeceği Karayip Korsanları: Salazar'ın İntikamı hakkında sizin görüşlerinizi de çok merak ediyorum. 
Haydi yazın konuşalım :) Sevgiler... 

Hayran Olunası Evren ve Mükemmel İşleyişi

YAZAR : Salı, Haziran 06, 2017
Madotta - Nuvango tarafından yapılmış suluboya çalışması
Bugün başka şeylerden değil de biraz bizden, kendimizden bahsedelim istiyorum. Neden derseniz, son günlerde evrenin bana gönderdiği mesajları çok net alabildiğim ve sizlere de bunun muhteşemliğini, huzurunu, mucizeviliğini, ... anlatmak istediğim için diye bir cevap verebilirim ancak.

Süreç tam olarak şöyle başladı aslında; bir süredir tanıdığım bir arkadaşımın bana (kaba bir tabirle) kazığıyla! Evet, evet biliyorum insanlar bunu sık sık yapıyor artık. Ama ben etrafımda oldukça steril ve ben gibi insanlarla yaşıyordum uzun bir süredir. Ve dolayısıyla her şey harikaydı. Herkes birbirini anlıyor, doğru davranıyor ve saygı duyuyordu taa ki bu olaya kadar. 

Uzun uzun anlatmaya gerek yok ama kaba taslak, en azından ne olduğunu anlamanız için, anlatmam gerekirse; arkadaşım benim artık görüşmek istemediğim biri hakkında benimle aynı hislerde olduğunu, o kişinin kendisini de çok üzdüğünü ve bir daha onunla görüşmek istemediğini söylediği günün hemen ertesinde onunla görüştü ve görüşmekle kalmayıp canımlı cicimli postlar yayınladı! Eh bana da şok olup, çevremi daha steril hale getirmem gerektiği dersi kaldı.

Benzeri bir durumu bu sefer farklı bir ortamda başkaları yaşamış ve bana anlatmışlardı ve öğrendiğim kadarıyla bu demekti ki "Sinem, burada bir mesaj var ve sen onu almalısın!" Evet almalıydım ve sanıyorum doğru bir şekilde aldım. Sürekli bu durumdan ve o kişiden şikayet etmeyi bırakıp, uzun zamandır yapmayı bıraktığım Reiki meditasyonlarıma geri döndüm. 

Yaşadıklarıyla alt üst olan dengem yerini buldu ve bana güzel cevaplarla dönmeye başladı. Mesela bir ara yanı yakıla aradığım ve ülkemizde artık basılmayan bir yazarın kitapları önüme düşüverdi. Artık benimler :) Sabahında görüp şunun tadına bakmalıyım dediğim bir yemeği o gün bir arkadaşımın davetiyle yeme fırsatı bulabildim. Hiç görünce işte bu diyeceğim bir etek bulamadım derken ertesi gün tam da önüme çıktı. Bu minik ama güzel örnekleri sonsuza dek çoğaltabilirim ve zaten kim bilir benim farkına varamadığım daha ne mucizeler yaşıyorum.

Demem o ki; kalpten istediğiniz, dilediğiniz her ne ise olmayacağına dair içinizde hiçbir şüphe beslemiyorsanız o şey birden oluveriyor. İşte bu yüzden bir anda aklınızdan geçirdiğiniz bir arkadaşınız sizi arıyor ya da sokakta karşınıza çıkıveriyor, işte bu yüzden sabah hayalini kurduğunuz minik bir şey akşamında önünüze konuveriyor. Küçük mucizelerin olacağına tüm kalbimizle inanırken büyükleri için hep bir şüphe barındırıyoruz içimizde. O şüpheleri atalım gitsinler. Gitsinler ki küçükten büyüğe bütün mucizelerimizle buluşabilelim.

Kendinize, kalbinize ve ruhunuza inanın. İç sesiniz size her zaman doğruyu söyler, ona kulak verin. Evrendeki hayran olunası işleyiş hepimizin hayrına ilerliyor ve bizlerde bütünün hayrına olacak şekilde hareket etmeliyiz. Onun ritmine uyup, onun dilinden konuşmaya başladığımızda her şey rayına oturacak endişe etmeyin.

En sonsuz sevgilerimle...
Konu hakkındaki düşüncelerinizi ve yorumlarınızı merakla bekliyorum :)   
Blogger tarafından desteklenmektedir.