Featured

8/recent

Güneş Gözlüğümü Kaybettim!

YAZAR : Salı, Temmuz 11, 2017
Yaz geldi ve ben güneş gözlüğümü kaybettim. Şimdi benim için zor bir süreç başlıyor. Yeni bir güneş gözlüğü seçmek zorundayım ve bu benim için hiç de kolay bir süreç değil. Bu seçimimde birçok farklı kanaldan modelleri elemeye çalışacağım elbette ama sanıyorum en uygun fiyatlara internetten ulaşabileceğim.

Daha önceki güneş gözlüğü alışverişimi Atasun Optik'in neredeyse sonsuz sayılabilecek çeşitli modellerinden seçerek tamamlamıştım. Bu sefer de Atasun Optik'in internet sitesinden alışveriş yapmaya karar verdim. Atasun'un kadın güneş gözlükleri kategorisine hiç baktınız mı bilmiyorum ama baktıkça bakası geliyor insanın. Siteden birkaç tane güneş gözlüğü almadan çıkabilirsem, yakınlarıma söyledim, beni tebrik edecekler :)



Atasun Optik'in kalitesine ve hizmet anlayışına sonuna kadar güvendiğimden internet alışverişimi de rahatça ve huzurla yapacağım da sanıyorum hepinizin malumudur. Güneş gözlükleri, özellikle son yıllarda her birimizin vazgeçilmez aksesuarlarından. Eskiden yalnızca yazın, çok güneşli ortamlarda kullanımı tercih edilirken artık yaz kış, gözlerimizin korunmasına ihtiyaç duyduğumuz her ortamda kullanabildiğimiz bu aksesuarlardan birkaç farklı modelde edinmek de her birimiz için bir nevi ihtiyaç. 

O halde ne duruyoruz? Atasun Optik'in internet sitesi beni bekler, ben birkaç tane güneş gözlüğü seçip geliyorum :)

Sevgilerimle...

Yaz Tatilinde Alanya

YAZAR : Salı, Haziran 27, 2017

Eskiden neredeyse her yıl tatil için gittiğimiz Antalya'dan bir iki günlüğüne kaçtığımız Alanya'ya yıllar oldu ki gitmedim. Kim bilir o günlerden bugüne neler değişti, neler aynı kaldı? O halde dedim bu yaz yeniden gitmeli ve neler olduğuna bir bakmalı. İşte tam da bu nedenle Alanya'da neler yapılır listesi çıkarıp nerelere uğramam gerektiğini sıralayan bir liste çıkardım.

Sizlerin de çok işine yarayacağını düşündüğüm liste ise beklediğimden de kalabalık oldu. Bu listede;

*Alanya Kalesi
*Sapadere Kanyonu
*Dim Çayı
*Damlataş Mağarası
*Dim Mağarası
*Damlataş Plajı
*Kleopatra Plajı
*Kızıl Kule
*Alanya Arkeoloji Müzesi
*Alanya, Atatürk Evi ve Müzesi

bulunuyor. Bu durak noktalarında çok keyifli zaman geçireceğime çok eminken listeme tüplü dalış, yamaç paraşütü ya da balonla gezi gibi farklı alternatifler de eklemeyi ihmal etmedim. Alanya'yı yıllar sonra yeniden baştan sona keşfedecek olmanın heyecanı şimdiden içimi sardı. 

Böyle kalabalık bir listeyi bir güne sığdırmanın imkansızlığını gördüğümdeyse hemen otel arayışına başladım. Alanya'da otel seçmeden birçok siteyi detaylıca incelemeli ve otelleri araştırmalıyım. Önümde onlarca farklı seçenek beni bekliyor. Rezervasyonsuz, sürprizli planlar yapmayı çok sevsem de Alanya için bunu riske atmak istemiyorum. Bir arkadaşım Jollytur sayesinde Alanya'da çok uygun fiyatlarla muhteşem otellerde kaldığından bahsetmişti. Benim de aklımı çelmiş olabilir. Bu nedenle Jollytur'un sitesini daha detaylı incelemeyi düşünüyorum.

Sizler son yıllarda Alanya'ya gittiniz mi? Ve gittiyseniz bana tavsiye edebileceğiniz yerler nerelerdir? Yorumlarınızı merakla bekliyorum. Sevgiler :)

Farfara - Sezgin Kaymaz

YAZAR : Pazartesi, Haziran 26, 2017
Sezgin Kaymaz yazılarımı özlemişsinizdir dedim ve geldim. Kitabı kışın okumuş ve üzerinden bir mevsim geçmiş olmasına rağmen (hava kış gibi olsa da) biraz ara vermek istemiştim. Son çıkan Sezgin Kaymaz kitabı Farfara ile işte karşınızdayım :))

Bilmem hatırlar mısınız yazarın Lucky isimli kitabını yine burada yazmıştım ve çok beğendiğimi söylemiştim. Farfara'da hikaye devam ediyor, yani bir nevi devam kitabı niteliğinde ama Lucky'i okumadıysanız Farfara'yı okuyamazsınız diye bir kural yok. Başlıbaşına da harika bir hikaye ve geçmişten söz ediyor. Yine de sen ne tavsiye edersin diye sorarsanız bence Lucky'i kesinlikle okumalı ve ardından Farfara'yı okumalısınız. 

Farfara'da yine bitmek bilmez maceralar bekliyor sizleri. İçerisinde barındırdığı köpek sevgisini anlatmama lüzum bile yok zaten. Hikayesiyle sizi öyle sarıp sarmalayacak ki bittiğinde kaldığınız boşluktan sıkılacaksınız. Aklınız kitaptaki hikayeye gidip duracak. O zaman ne duruyorsunuz? Doğru okumaya ;)

Keyifli okumalar dilerim...

Otto Lounge İftar Daveti

YAZAR : Cuma, Haziran 23, 2017
Geçen haftalarda sevgili Gurme Akademi davetiyle Ankara'da yeni açılan Otto Lounge'ın açılıştan bir gün önceki iftar davetindeydik. Ankara, Çukurambar'da açılan Otto Lounge'da keyifli zaman geçirebileceğiniz bir çok seçeneğiniz mevcut.

Garsonların ilgili ve kibar olduğu davet gecesinde iftar masalarımızda bulunan lezzetli ikramlıkların sonrasında harika bir çorba ile yemeğimize başladık. Kıvamı çok yerinde olan çorbanın ardından arasıcak olarak sebzeli börek geldi. Yemekte ise kırmızı et ya da tavuk seçebiliyorduk, ben tercihimi tavuktan yana kullandım ve yanında çok güzel soslu bir makarna ile servis edilen tavuktan çok memnun kaldığımı söylemeliyim. 

Yemek öncesi gezme imkanına sahip olduğumuz Otto Lounge'da az önce de söylediğim gibi herkese hitap edebilecek birçok farklı köşe bulunuyor. Mesela bir kitap sever tek başına gelip bu şömine başında keyifle kitap okuyabilir ya da üst katlarda arkadaşlarınızla çeşitli masa oyunları oynayabilirsiniz.

Kalbimi çalan yer elbette burası oldu :)

Seçkin blogger arkadaşlarımla keyifli bir sohbet eşliğinde harika bir gece geçirdik. Bunu gerçekleştirmemizi sağlayan başta Otto Lounge olmak üzere, Gurme Akademi ve sevgili Nilay Hanım'a sonsuz teşekkürlerimi iletmek isterim.

Keyifli bir gece, lezzetli yemekler ve eğlenceli vakitler için sizler de Otto Lounge'u tercih edebilirsiniz. Gidecek olanların yorumlarını sabırsızlıkla bekliyor olacağım. Sevgiler...


Mumya - The Mummy

YAZAR : Perşembe, Haziran 22, 2017
Mısır'a olan özel ilgim nedeniyle bilmem kaçıncısı çekilen mumya filmlerinden birine daha gözüm kapalı gittim. Mısır coğrafyası ve muhteşem tarihi öyle sonsuz hikaye varyasyonlarına izin veriyor ki yine bir diğeriyle daha karşı karşıyayız. Lanetler, tanrılar, intikam, hırs ve büyük bir geri dönüş bekliyor bizleri.

Başka bir varis olmadığından Mısır tahtına geçecek olan Ahmanet abisinin başka bir kadından doğan çocuğu yüzünden tahta çıkma şansını kaybeder ve bu onda müthiş bir intikam duygusu uyandırır. Ölüm Tanrısı Seth'le işbirliğine girer ve abisi ve çocuğunu acımasızca öldürür. Tam Seth'i ete kemiğe büründürecek ayini yapmak üzereyken yakalanır ve tekrar dünyaya gelmesini engellemek amacıyla birçok önlem alınarak ve canlı canlı mumyalanarak gömülür.

Olaylardan yüzyıllar sonra bir askeri operasyon esnasında Nick Morton, eline geçirdiği bir not sayesinde Ahmanet'in hiç bulunmaması gereken mezarını bulur ve aksiyon başlar. Ahmanet'in mezarı incelenmek üzere bir uçağa yerleştirilir ve yola çıkılır ancak yolda hiç beklenmeyen şeyler yaşanır. Ahmanet, hedefine yol almaktadır. Amacı yüzyıllar önce ayin esnasında kullandığı hançeri ele geçirmek ve Seth'i dünyaya getirmektir.

Her mumya filminde izlediğimiz gibi insanlardan beslenerek yavaş yavaş kendi bedenine bürünür. Bir yandan da büyük bir kovalamaca yaşanmaktadır. Aslında Jenny Halsey tarafından aranan mezar onunla birlikte bir araştırma bölgesine getirilir. Ele geçirdikleri Ahmanet'i bir şekilde kontrolde tutmaya çalışmaktadırlar ancak Ahmanet kolay kolay pes etmeyecektir.

Görsel efektleriyle, mumyanın çekiciliğiyle ve benim Mısır aşkımla birleştiğinde güzel bir film olarak tanımlayabileceğim The Mummy - Mumya, aslında hikaye olarak oldukça vasat. Hele ki Russell Crowe'un bir anda Dr. Henry Jekyll'e dönüşmesi ve bir mumya filminin içinde bu karakterle karşılaşmak bana çok komik geldi. Sonrasında araştırmalarım sonucunda bu filmin bir "Dark Universe" projesinin ilk adımı olduğunu okusam da ne bileyim bence yine de komikti.

Mumya filmi severlerin hoşuna gideceğini düşündüğüm ama yine de büyük beklentiler beslememeleri gerektiğini eklemem gereken film için keyifli seyirler dilerim. Yorumlarınızı merakla bekliyorum. Siz film için ne düşündünüz?

Ya Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?

YAZAR : Çarşamba, Haziran 21, 2017


Uzunca bir süredir kozmetik ve yaşam blogları gerek bloglarında gerek sosyal medya hesaplarında bazı şikayetler ve sitemler görüyorsunuz. Bizler yani blog yazarları istedik ki bu durumu tek bir yazıda toplayalım, sorunu ve kaynağını anlatalım.

Öncelikle belirtelim; bizler marka gönderisinden çok kendi aldıklarımızı bloglarında yazan blog yazarlarıyız. Yani bu yazıyı yazma cesaretini gösteriyorsak ki bu nokta çok önemli, blogumuz biz istediğimiz için var ve var olacak!

Uzun bir süre aktif blog yazarları olarak olayları uzaktan izledik. Blog yazmayı kolay zannedenler ticari veya en azından çıkar amaçlı blog açıyorlar. Hatta blog demeyelim, instagram hesabı açıyorlar ve kendilerine blogger diyorlar. Üzerine son zamanların en moda hadisesi takipçi satın alıyorlar. Bir bakıyorsunuz 2 aylık bir instagram hesabı 40 bin takipçiye ulaşmış. Çözünürlüğü iyi fotoğraflar, hatta bazen yabancı bloggerlardan aldıkları fotoğraflar ile “dostlar iş başında görsün” mantığı ile paylaşım yapıyorlar. Ardından markalara yazmaya başlıyorlar, tanıtmak için ürün istiyorlar. Zaten instagram hesaplarını açar açmaz profillerine ekledikleri bir not var: “Reklam ve iş birlikleri için DM” Yani amaç baştan belli sizce de öyle değil mi? Ve bazıları blog nedir, blog nasıl yazılır haberi yok. İçlerinde instagramın gerçekten blog olduğuna inananlar var biliyor musunuz?.

Bu şekilde bir yol izleyerek hem gerçek blog yazarlarının emeğini hiçe saymış oluyorlar hem ‘blog yazarlığı’ vurgusunu kötüye kullanıp lekeliyorlar. Olay bununla da sınırlı değil. Markaların ‘denemeleri ve yazmaları’ için gönderdiği ürünleri satmaya başlıyor kimileri. Yani olayın ticari boyutuna kısa yolla ulaşıyorlar.

Peki bu durumda sadece kendini blogger zanneden ve etrafındakileri inandıranlar mı suçlu? Bunların hesaplarını incelemeyen ve “ben bloggerım dediğinde “hani senin blogun” diye sormayan firmaların hiç mi suçu yok? Aslında bakarsınız suçları hiç azımsanmayacak ölçüde. Onlar bu blog yazmayan ve takipçileri gerçek olmayan hesaplara ürün gönderip, ürünlerin akıbetini bile sormayınca ne oluyor? “Bu iş ne kadar kolaymış” diye düşünen meraklı insanlar da açıyorlar bir instagram hesabı, alıyorlar takipçiyi başlıyorlar firmalara yazmaya. Belki onlara da gelir öyle değil mi?

Bu arada emek veren blog yazarları ne yapıyor dersiniz? Sırf bu işi severek yaptıkları için, blog yazarken paylaşım yaparken mutlu oldukları için ceplerinden para verip o markaların ürünlerini almaya devam ediyor. Evet bir çoğu bunu yapıyor.

Sizce firmalar neden böyle yapıyor? Ürünleri yazmayan tanıtmayan hatta blog bile yazmayan insanlara neden ürün gönderiyorlar? Bizler nasılsa gidip o ürünleri alıp,
kullanıp yazıyoruz. O kişiler bedava olmazsa almıyor. Sebep bu olabilir mi? Biz mantıklı bir gerekçe bulamadık. Bizler blog yazarı olarak, birer tüketici olarak blog yazarları kimdir, ne kadar samimidir bir iki defa okumakla anlayabiliyorsak koskoca pr ekipleri bunu neden anlayamıyor? Çalıştıkları markayı aşağı çekmek hoşlarına gitmez ama ürün gönderdikleri insanlar instagram hesaplarında bile ürünü yorumlamazken nasıl bir sonuca varmayı düşünüyorlar dersiniz? Peki pr işlerini instabloggerlara veren markalara ne dersiniz? Bol bol soru işreti konulacak cümleler kurmak mümkün bu paragrafta… Bizde bu soru işaretleri oluşturan markalar yanında nokta atışı yapan muhteşem firmalar da var. Onları da yürekten tebrik ediyoruz.

Bir sorun da nedir biliyor musunuz? Firmaların uyarılara duyarsız olması! Ya cevap verilmiyor, ya geçiştiriliyor. Bazı markaların ‘blogger toplantısı’ adı altında bir organizasyon yapıp katılımcıların yarısından çoğunun blogu olmayan makyaj sever instagram hesabı olması ayrı bir konu zaten.

Bu noktada hemen vurgulayalım; markaların denemesi için ürün gönderdiği çok kıymetli blog yazarları da var. Ve bizler onların yorumlarını fazlası ile önemsiyor ve ilgi ile takip ediyoruz.

Bu yazıyı hep birlikte hazırlayıp yayınlamadan önce çok düşündük. İlk soru 'acaba tepkimiz işe yarar mı?’ Evet okuduğunuza göre yazıyı yayınlama kararı aldık. Hiç bir işe yaramasa da, ürün incelemeyi değerlendirmeyi bilmeyen amacı çok farklı olan insanlarla iş birliği yapılmaya devam edilse de bizim çizgimiz net! Bugüne kadar ne yaptıysak o şekilde devam etmeyi planlıyoruz. Ya siz olsaydınız ne yapardınız?


Not: Bu yazıyı görüp paylaşmak isteyen blog yazarlarının, detaylıca anlayarak okumasını rica ediyoruz. Yazıda altını dolduramayacağı özelliklere sahip birinin bu yazıyı yayınlaması doğru olmaz. Mesela bloguna düzenli yazı girmeyen veya blogu sadece hediye ürünlerle dolu olan bir blog yazarı lütfen bu yazıyı yayınlamasın. Bizler gibi düşünen yazarların bu yazıyı paylaşması hepimizi mutlu eder. Bizler doğru yolda olduğumuzu biliyoruz ancak yazının çok fazla blogda yayına girmesi bizim tavır ve tepkimizin doğru olduğunu çok fazla insana ulaştırır.

Sağlıcakla…
Blogger tarafından desteklenmektedir.