Featured

8/recent

Terapistin Son Oyunu - Murat Söker

YAZAR : Pazartesi, Kasım 13, 2017

Murat Söker'in kaleminden Terapistin Son Oyunu; Hale isimli bir terapistin grup terapisi yaptığı hastalarıyla terapiye son noktayı koymak için ortaya koydukları bir oyunu anlatıyor. 

Hale'nin çalıştığı hastahane artık grup terapisi kavramını hastahaneden kaldırmak isterler ve fakat Hale hastalarına bu şekilde çok şey kazandırdığını düşünmektedir. Hem hastahane yetkililerine grup terapisinin hastalarına iyi geldiğini göstermek hem de hastalarıyla terapi seanslarına son noktayı koyabilmek için her birinin bir karaktere büründüğü nevrotik hastalarıyla Terapistin Son Oyunu başlar.
Her karakterin en başta kendisini anlatmasının ardından bugüne dek duyup görmediğiniz bir Kırmızı Başlıklı Kız masalına şahit olacaksınız. Karakterler bir emlakçı, Kırmızı Başlıklı Kız, Büyükanne, Site Yöneticisi, Site Güvenlik Amiri, Site Yöneticisinin Kızı, Site Güvenlik Amirinin Kızı ve Falcı olarak sıralanır. Oldukça ilginç ve devamını hiçbir şekilde tahmin edemediğim bir şekilde ilerleyen oyun bana kimi zaman anlamsız gelse de tüm yaşananların oyuncuların nevrotik hastalar oluşuna bağladığımı söylemeliyim. 
Hikaye bildiğimiz Kırmızı Başlıklı Kız'a paralel şekilde başlamış olsa da sonrasında gelişen olaylar, olaylara verilen tepkiler ve yine farklı yönlere sapan hikaye Murat Söker'in de en başında belirttiği gibi deneme türünde yazılmış. Karakterleri fiziksel özellikleriyle de tanıyabilsek ve duygularına daha çok yoğunlaşsak Terapistin Son Oyunu okuyucuyu kendisine daha çok bağlayabilirdi diye düşünüyorum. 
Deneme türünü severlerin ilgisini çekebilecek bir kitap olan Murat Söker'in kaleme aldığı Terapistin Son Oyunu için keyifli okumalar dilerim.
Sevgiler... 

Thor - Ragnarok

YAZAR : Pazartesi, Ekim 30, 2017
Marvel Studios; çizgi roman uyarlamalarında Thor - Ragnarok ile yepyeni bir dönem başlatmış. Filmin ilk saniyesinden son saniyesine dek ve hatta jenerik aktıktan sonra bile koltuklarınızdan kalkmak istemeyeceksiniz. Laf aramızda zaten kalkmayın bir Marvel Studios geleneği olarak sürpriz sahneler sizleri bekliyor olacak ;) Umuyorum yakalanan bu kalite sonraki filmlerde de devam eder ve biz sinema severler, yeni filmleri de, ağızlarımızın suyu aka aka izleriz. 

Yakışıklı mı yakışıklı oyuncu Chris Hemsworth'ün hayat verdiği Thor sıkışıp kaldığı bir gezegenden zor da olsa kurtulup Asgard'a döner ve hiç de ummadığı sahnelerle karşılaşır. Durumun saçmalığının çarçabuk farkına varınca babası kılığındakinin aslında üvey kardeşi Loki'den başkası olmadığını ortaya çıkarır. Birlikte Odin'i bulmaya giderler ve fakat Odin artık ölmeye hazırdır. Onlara son sözlerini söyler ve aralarından ayrılır. 

Odin gider gitmez ortaya çıkan Hela; ki ne Thor ne Loki ne de Asgard'dan herhangi biri kendisini hatırlamasa da, Odin'in ilk çocuğudur ve geçmişte, birlikte kainatın her karışını ele geçirmek için çalışmışlardır. İçindeki kötülüğün her geçen gün daha da arttığı Hela'yı zaptedebilmek için onu sürgüne gönderen Odin'dir ve o ölür ölmez karşı konulamaz gücüyle Hela kardeşlerinin karşısına dikilir.

Hikayenin ve tabii ki filmin girişini size kısaca böyle anlatmak istedim. Sadece bir Thor filmi olarak bırakılmamış olan filmde karşılaşacağınız tanıdık karakterlerle eminim sizler de en az benim kadar heyecanlanacaksınız. Görsel efektlerin muhteşem kalitesi sizde her kareyi saniye saniye izleyebilmek hissi uyandıracak. Sahnelere harikulade oturmuş müzikler hiç bitmesin isteyeceksiniz. Yakalanan tempo sizi öyle iyi içine alacak ki siz de savaşacak, dövüşecek, şaşıracak ve güleceksiniz.

Evet, Thor ve filmin bütünü bu kez içerisinde tam da kararında espriler barındırıyor. Böylece izleyici ve süper kahramanlar daha sıcak bir ilişki kurmuş olurken filmle de daha çok bağ kurmuş oluyoruz. 
Kendisine olan özel ilgim dolayısıyla Cate Blanchett'ı Hela karakteriyle görmek benim için en güzel sürprizlerden biriydi. Kendisini tıpkı (sürekli eleştiriliyor olsa da) Meryl Streep gibi başka başka karakterlerde görmeyi çok seviyorum. Her karakterin altından başarıyla kalkan oyuncu bu kez de kendisini fazlasıyla parlatmış.

Marvel Studios bu filmle bana geleceğe dair, izlerken bayılacağım filmlerin mesajını verdi. Sizler için de öyle olacağına emin olduğum Thor - Ragnarok için geç kalmayın. Sinemada izleyin ve hatta imkanınız varsa 4DX kalitesinde tamamen filmin içine girin. 
Şimdiden her birinize keyifli seyirler dilerken, yorumlarınızı da sabırsızlıkla bekliyorum.
Haydi yazın, konuşalım.
Sevgiler. 


Hint Filmleri Festivali - Taare Zameen Par

YAZAR : Perşembe, Ekim 19, 2017
Yıllar öncesinden bir Hint filmiyle buradayım bu kez. Öylesi güzelmiş ki daha önce neden izlememişim dedim biterken. İçerisinde onlarca ders barındıran ve çocuklu çocuksuz herkesin izlemesi gereken filmlerden Taare Zameen Par - Every Child is Special - Her Çocuk Özeldir.

Ishaan ilkokul üçüncü sınıfı ikinci kez okuyor olmasına rağmen harfleri düzgün kullanamayan, okuyup yazamayan ve bu nedenle notları çok düşük bir çocuktur. İlgisini çok başka şeyler çekiyor olsa da ailesi ondan tıpkı abisi gibi başarılı bir eğitim hayatı beklemektedir. Çünkü iyi bir eğitim hayatı gelecekte iyi bir iş ve kaliteli bir yaşam demektir onlar için. Ne var ki unuttukları bir nokta vardır; her çocuk aynı değildir! 
Ishaan'ın öğrenmeyle ilgili bir sorunu olduğunu yatılı olarak gönderildiği okulda geçici süreyle resim öğretmenliği yapmaya gelen Ram Shankar Nikumbh farkeder. Ortada bir sorun olduğunu kolayca farketmesinin nedeni de zaten başka bir yerde özel çocuklarla ilgileniyor olduğundandır.

O günden sonra Ram Shankar, Ishaan'la özel olarak çalışmaya başlar. Harfleri öğrenebilmesi için farklı yöntemler deneyip ilk önce okuyup yazmayı çözmesini sonrasında ise diğer dersleri öğrenmesini sağladılar. Bu esnada ve öncesinde Ram Shankar Ishaan'ın ailesiyle görüşüp durumun sadece bir hastalıktan ibaret olduğunu anlatmaya çalışsa da babasına durumu kabul ettirememişti. Yıl sonunda çocuklarında gördükleri değişim ve öğretmenlerin onun hakkında söyledikleri sonucunda ise büyük bir şok geçirdiklerini tahmin etmişsinizdir.

"Her Çocuk Özeldir" ve keşke bu özel durumu kontrol edebilecek, onlara gereken özeni ve bakımı verebilecek ebeveynlere ve eğitimcilere sahip olabilsek. Sorunu erkenden fark edebilmek,  gerektiği şekilde davranabilmek çocuk açısından öyle önemli ki Ishaan'ı izlerken bunu her saniyesinde kendi gözlerinizle görebileceksiniz. Mutlu bir çocuğu hayata küstürmenin birçok farklı yolu var Ishaan da ondan beklenenleri karşılayamadığını düşündükçe her şeyden uzaklaşıp kendi içine kapanıyor.

Çocuklarımızı genel değil her birini kendine özel değerlendirmek ve böylece sağlıklı ve mutlu çocuklar yetiştirebilmek sadece onlar için değil dünyamızın geleceği için de önemli. İlk olarak aileler bilinçlenmeli, öğretmenlerin durumunu hiç söylemiyorum bile. Onların bu durumu fark edememeleri gibi bir ihtimali düşünmek bile istemiyorum. 
Hint Filmleri Festivali'nin bu ayağındaki filmi eminim ki birçoğunuz izlediniz ama izlemeyenler çok vakit kaybetmeden izlemeliler değil mi? Yorumlarınızı merakla bekliyor ve sizlere Yeliz'in film hakkındaki yorumlarını bırakıp kaçıyorum. Yeliz'in yorumu için tık tık lütfen ;)

Hint Filmleri Festivali - Lunchbox

YAZAR : Pazartesi, Ekim 16, 2017
Hint Filmleri Festivali sayesinde çok büyük keyif alarak izlediğim bir filmi tekrar izleme ve bu sayfada yeniden sizlerle buluşturma şansına eriştiğim için pek bir keyifliyim. Film hakkında ilk izlediğimde yayımladığım yorumlarım için sizleri buraya alayım ve hemen ardından şimdi başka bir açıdan bakalım filme.

Lunchbox; Hindistan Bombay'de 120 yılı aşkın bir süredir devam eden bir geleneği konu alıyor aslında. Bu gelenek yıllardır öyle sorunsuz işlemiş ki Harvard Üniversitesi'nden gelen görevliler tarafından sistemin nasıl işlediği araştırılmış ve yerinde görülmüş. Ne var ki bu uzuuun yıllardır devam eden sistem ve 8 milyon sefer tası içerisinde sadece tek bir sefer tası yanlış adrese gitmiş, işte o sefer tası tam da filmimize konu olan tas ;) 
Ila'nın kocasını yeniden kazanabilmek uğruna özene bezene hazırladığı yemeklerini koyduğu ama Saajan'ın önüne giden bu tas her ikisinin de hayatlarına başka bir açıdan bakabilmelerini, gözlerinin açılmasını ve belki de yapmaya hiç cesaret edemeyecekleri şeylere adım atmalarını sağlayan tas. Siz bu olayı ne ile adlandırırsınız bilemiyorum ama bana "hayatta hiçbir şey tesadüf değildir" sözünü yine ve yine anımsatan olaylardan biri olduğunu söylemeliyim. Böylesi hatasız işleyen bir sistem içerisinde adresi karışan bir sefer tası sadece bu iki kişinin birbiriyle iletişim kurabilmesini sağlamak için yol değiştirmiş olmalı. Sizce de öyle değil mi? 
İki insan, hiç görüşmeden birbirini sevebilir mi? Bence bu günümüzde artık sıkça yaşanan bir durum. Bence bu filmde asıl sorulması gereken "İki insan, birbirini hiç görmeden diğerine destek olabilir mi, yardımcı olabilir mi, onu iyi hissettirebilir mi?"
Bence olabilir :)

Hayatın mucizelerle dolu olduğu, her zaman bizler için sürprizler barındırdığı, önümüzdeki tek yolun önümüzde uzanıp giden yol olmadığı gibi onlarca farklı mesaj veren Lunchbox Hint Filmleri içerisinde bence en izlenilesi olanı. Mutlaka izleyin ve çevrenize de izlettirin.
En kocaman sevgilerimle, sizler de hep sevin :)
Lunchbox'ı bir de Yeliz'in bakış açısıyla okumaya hazır mısınız? O zaman tık tık lütfen.

Hint Filmleri Festivali - My Name Is Khan

YAZAR : Cumartesi, Ekim 14, 2017

"Dünyada sadece iki çeşit insan vardır. İyi şeyler yapan iyi insanlar ve kötülük yapan kötü insanlar."
Asperger Sendromlu, özel bir çocuk olan Rizvan Khan, annesi tarafından bu öğütle büyütüldü. Otizme çok benzeyen ancak bazı özel farklılıklarla ondan ayrılan bu hastalıkla ömür boyu yaşayacak olan Khan çok zorlu ama bir o kadar da insanların hayatına dokunan bir hikaye ile karşımızda.

Küçük erkek kardeşinin 18 yaşına basar basmaz onları terkedip Amerika'ya geldiği Khan da annesi öldükten sonra ona verdiği sözü yerine getirmek için kardeşinin yanına gider. Zakir'in sahibi olduğu şirkette çalışmaya başlar ve şirketin güzellik ürünlerini satmaya başlar. Birçok farklı yerde ve kişide şansını denerken sonunda Mandira'nın çalıştığı güzellik salonuna gelir. Mandira'yı görür görmez, daha doğrusu sesini duyar duymaz ona aşık olur. Hayatının farklı bir yöne gideceği nokta da belki de tam o andır.

Film süresince dini farklılıklar yüzünden sıkıntılar yaşatılan Khan bunların hiçbirine kulak asmadan hayatına devam etse de tüm dünyayı sarsan 11 Eylül onun da hayatını alt üst edecektir. Onun soyadını alan Mandira ve oğlu Sam müslüman oldukları gerekçesiyle dışlanmaya başlarlar. Mandira'nın işleri kötü gider, Sam ise en yakın arkadaşından olur. Çok kısa bir süre sonra da bu nedenle hayatını kaybeder.

 Oğlunun müslüman damgası yediği için hayatını kaybettiğini öğrenen Mandira Rizvan'a gitmesini ve herkese "bir müslüman olduğunu ancak terörist olmadığını" anlatana dek geri gelmemesini söyler. Rizvan bu sözü bir görev gibi algılar ve upuzun bir yolculuğa başlar. Bu yolculuk onu hiç ummadığı yerlere götürecek, hiç ummadığı olaylarla karşılaştıracak ve onun hiç ummadığı insanlarla tanışmasını sağlayacaktır. Yaptığı ve söylediği şeyler sonrasında ise neredeyse ülke çapında tanınan biri haline gelecektir.

Yaklaşık üç saat süren My Name Is Khan'ın bana verdiği mesaj aslında tam da ilk yazdığım cümle. Bizleri o, bu, şu diye ne kadar ötekileştirmeye çalışsalar da aslında gerçekte sadece iki çeşit insan var. İyi şeyler yapan iyi insanlar ve kötü şeyler yapan kötü insanlar. 

Dilerim her birimiz iyilerle karşılaşır, hayatımıza her zaman onları çekeriz. Zira kötülerle uğraşmayı bırakın karşılaşmak bile hayatlarımızı altüst edebilir.

Hani derler ya dünyanın dönüşü birkaç iyi insan sayesinde diye. Kanmayın onlara aslında iyilerin sayıları oldukça fazla. Bizi az göstermeye çalışanların hepsi yine o kötü olanlar ;)
İyilik, güzellik, mutluluk ve neşe ile dolsun hayatımız.
Sevgiler...

My Name is Khan'ın Yeliz'in bakış açısıyla yorumu ise bir tık uzağınızda ;)

Hint Filmleri Festivali - Lion

YAZAR : Perşembe, Ekim 12, 2017
Sıkı takipçilerim belki hatırlarlar Lion'ı ilk izlediğimde de bu sayfalarda yorumlamıştım. Ama şimdi Hint Filmleri Festivali için yeniden izledim ve belki de bu kez farklı bir açıdan bakıp farklı bir yorum yapabilirim :)

Lion'da Hintli küçücük bir çocuğun, Saroo'nun, inanılmaz kayboluşunu izliyoruz. Şanslı mı yoksa şanssız mı demeli onun için hiç karar veremiyorum çünkü biricik annesinden çok talihsiz bir olay sonucunda ayrı düşüyor ama harika bir ailenin içerisinde, Hindistan'da kalsa hayal bile edemeyeceği imkanlarla büyüyor. 

Ailesinden, ne şekilde olursa olsun, uzak kalmak zorunda kalan her çocukta olduğu gibi Saroo da belli bir yaşa, belli bir olgunluğa eriştiğinde gerçek ailesini, evini aramak için harekete geçiyor. Bu noktada durup onu büyüten anneye bakmamız, onun hissettiklerini anlayamasak da hayal etmemiz gerektiğini düşünüyorum. 5 yaşında küçücük bir çocuktan, iyi eğitimli, ahlaklı ve daha birçok iyi huya sahip bir insan yetiştiren anne üzerine titrediği çocuğunun gerçek annesini aradığını öğrendiğinde sizce neler hisseder?

Bunun doğru olan olduğunu bile bile taa kalbinin en içinde büyük bir yıkım yaşadıklarını düşünüyorum. "Ben ona yetemedim de mi onu arıyor?" sorusunu kendilerine onlarca defa sorduklarını düşünüyorum benzeri durum yaşayan tüm annelerin. Çünkü kolay değil, sevgi hele böylesi büyük bir özveri içeren sevgi aynı şekilde sevilmek ister. 

Ne var ki gerçek ailelerini aramak her çocuğun en büyük hakkıdır da. 
Bizlere evimizi, ailemizi, doğduğumuz yerleri hatırlatanlar da sadece insanlar değildir. Kokular, mekanlar, objeler, sesler ve daha onlarca değişken birden bizi o özlemini duyduğumuz ana götürebilir. Saroo da onu bu yola sokan birçok değişkeni farklı zamanlarda görerek, hissederek, hayatına alarak doğduğu yere, evine, annesine her geçen gün daha da çok yaklaşıyor.

Birbirini yıllarca arayan, başlarına onlarca şey gelen ve yıllar sonra karşılaşan bu anne oğulun buluşması ise en yürek burkan sahne olurken bence en umut dolu sahnelerden de biri. Neden mi? 5 yaşında, nereye gittiğini bile bilmeden ortalardan kaybolan ve bambaşka bir ülkede büyüyen bir çocuğun evini bulabilmesi ihtimali ne kadardır ki? Çok az değil mi? 

Gerçek bir hikayeden uyarlanan film Lion bana bu kez imkansız gibi görünen birçok şeyin olabilme ihtimali olduğunu anlattı. İhtimal beni umuda, umutsa kocaman bir sevince doğru yol aldı. O halde mutlu olmamak niye?
Lion'ı izleyin, izleyin ki sizlerin de içinde kocaman umut tomurcukları yeşersin.
Keyifli seyirler...

Şimdi sıra bambaşka bir bakış açısıyla Lion için Yeliz'in bakış açısına bakmakta tık tık lütfen :)

İlk Lion yorumlamam için tık tık lütfen.

Blogger tarafından desteklenmektedir.