Doğru Cümleler Kuruyor Musunuz?


Gün içerisinde nasıl cümleler kurduğunuza hiç dikkat ettiniz mi? Daha çok olumsuz mu konuşuyorsunuz? Güzel bir şey söylemeye çalışırken bile seçtiğiniz kelimeler olumsuz ve kötü ifade içeren kelimeler mi? Haydi bu yazıyı okuduktan sonra kelimelerinize dikkat edin ve olduklarınız size mantıklı geldiyse, onları her yakaladığınızda düzeltin. Başlayalım mı?

Önce bilimsel olarak girelim konuya;
Doktorlar, pozitif kelimeler kullanmanın beynin ön lobunu geliştirdiğini söylüyorlar. Günlük hayat içinde pozitif ifadeler kullanarak beynin ön lobunu kuvvetlendirip onu daha etkin kullanmamızı sağlıyor. Çok fazla negatif ifadeler kullanmak ise stres hormonunu yükseltiyor. Stres hormonu yükselince de gün boyu kendimizi daha gergin hissediyoruz.

Pozitif kelimeler kullanmak yine beynin parietal bölgesini aktive ediyor. Böylece kendimize ve çevremize bakış açımız da pozitif hale geliyor. Bir zincir gibi bakış açımız pozitif hale geldiğinde de daha çok olumlu ifadeler kullanmaya başlıyoruz. Sizce de harika değil mi? 
Negatif ifadeler kullanan kişiler ise hem kendisine hem de çevresine karşı gergin ve şüpheci biri haline getiriyor.

Bu konuda bir çalışma gerçekleştiren doktorlar belli bir gruba 3 ay boyunca her gün onları mutlu eden 3 kelime yazmalarını istiyorlar. Bu 3 ayın sonunda bu çalışmaya katılan herkesin kendisini daha mutlu ve pozitif hissettiği, olaylara da daha pozitif baktığı görülüyor.
Ne dersiniz günde sizi mutlu edebilecek sadece 3 kelime yazmak eminim ki çok kolaydır. Bence denenebilir :) 3 ay sonunda kontrol edin bakalım hayatınızda neler değişecek.

Şimdi aynı konuya bir de başka yönden bakalım;

"İnsan zihni olumsuz mesajları algılamaz yani olumsuzluk eki ile biten bütün kelimeler zihnimiz tarafından olumluya dönüştürülerek algılanır.

Kızınız elinde çay tepsisiyle geliyor. Siz şöyle dediniz: “Kızım dikkat et sakın dökme!”


Emin olun sizi yalancı çıkartmaz, döker.
“Sigara içmek yasaktır” levhasını gören tiryakinin aklına sigara içmek düşer.
Geçenlerde bir özel okulun öğretmenlerine gittiğim bir öğrenme seminerinde orada bulunanlara şu iki soruyu sordum: “Öğrencilerin bir konuya dikkatlerini çekmek istediğinizde çocuklar burayı unutmayın” diyenlerle “burayı her zaman hatırlayın” diyenler el kaldırsın dedim.
Sonuç ne biliyor musunuz?
Neredeyse tamamı “çocuklar burayı unutmayın” diyorlarmış.
Arkasından aşağıdaki bilgiyi verdim:
Allah insan beynini iç içe geçmiş üç katman halinde yaratmıştır.
En altta, en içte ilkel beyin yer alır. Ortada limbik sistem, en dışta ve en üstte de korteks yer almaktadır.
İlkel beyin; kuşlar dahil tüm canlılarda, limbik sistem; bazı memeli hayvanlarda ve insanlarda, korteks ise sadece insanlarda bulunur.
Korteks de sağ ve sol beyin olarak iki parçadan oluşmaktadır. Öğrenme bu sağ ve sol parçalarda (lob) meydana gelmektedir.
Beynimize ulaşan ilk mesaj en ortada bulunan limbik sisteme gelir. Limbik sistem gelen mesajı değerlendirir, olumsuz ise ilkel beyine havale eder. Olumlu ise kortekse gönderir. Yani olumsuz duygular ve mesajlar, sistemi ilkel beyine, olumlu duygular ve mesajlar da kortekse yönlendirir.
Beynimizin duygusal merkezi (limbik sistem) oldukça güçlüdür. Nefret, şiddet, sinir, korku, kaygı, aşırı heyecan gibi olumsuz duygular beynin sağlıklı düşünmesini ve konsantrasyonunu yani odaklanmayı engeller.
Duygusal yönün zayıflaması öğrenmeyi de zorlaştırır. Uzmanlar beynin düşünen ve üreten parçasının (korteks) beynin duygusal parçasından ürediğini söylerler. Güven, takdir, sevgi, canlılık, mizah gibi olumlu duygular öğrenmeyi ve çalışmayı kolaylaştırarak olumlu düşünmeyi geliştirmektedir.
Her 10 kişiden 9 u çevresinde olumlu insanların olmasını istiyor ve bu tür insanlarla çalıştıklarında daha verimli olduklarını söylüyorlar. Bunu herkes istiyor ve nedense herkes o 1 kişi gibi davranıyor (kimse o 9 kişiden biri olmaya uğraşmıyor). Neden? Yetiştiğimiz kültür, neyin doğru olduğunu söylemek ve öğretmek yerine, neyin yanlış olduğunu göstermeyi önemli buluyor. Sonuç: Bize olumsuz düşünmek ve problemleri görmek daha kolay geliyor.
Filmlerden hatırlayın. Yabancılar cenazelerini gömdükten sonra “seni hep hatırlayacağız” derler. Biz “seni hiç unutmayacağız” deriz ve unuturuz.
Araştırmaların çoğu olumlu duyguların yaşamak için gıda kadar gerekli olduğunu ortaya koymaktadır.
Görmüş geçirmiş bir teyze iki torunuyla beraber gezerlerken teyzenin tanıdıklarından biri onun ve torunlarının yanına yaklaşarak torunlarını sever, onların adını ve yaşlarını sorar. Teyzenin verdiği cevap çok ilginçtir: Doktor olanı 6, mühendis olanı 8 yaşında.
Sevgili dostlar, her zaman hatırlayın: İnsanların ortaya çıkaracakları eserler genellikle yakın çevresindeki insanların kendilerinden bekledikleriyle doğru orantılıdır. Başarının en önemli anahtarlarından birisi de beynin olumlu düşünceye programlanmasıdır.
Uzmanlar bir günde ortalama 20.000 karşılıklı etkileşim yaşadığımızı söylüyor. En kısa etkileşimimiz birkaç saniye sürüyor ve her etkileşimde, kişiliğimiz üzerinde etki gücü yüksek “iyi ki varsın” veya “sen de kimsin” mesajı alıyoruz. Bizde iz bırakanlar ise bu etki gücü yüksek olumlu veya olumsuz olan etkileşimlerdir.
Kişiliğimizin temelinin bu duyguların ve anlık etkileşimlerin etkisiyle elde ettiğimiz ve kendimize atfettiğimiz değerle oluştuğunu görürüz. Özsaygı, kişilik ve özgüven değerlerinin temelinde hayatımızın ilk yıllarının hele hele 6 yaşa kadar olan mesajların önemi ve etkisi vardır.
Eğer beynimiz her detayı kaydediyorsa biz ameliyatta olanları ve yanımızda konuşulanları neden hatırlamıyoruz. Bırakın ameliyatı uykudayken yanımızda konuşulanları bile hatırlamıyoruz. Peki neden? Çünkü bunlar bilinçaltına kaydedildi, biz hatırlamıyoruz zannediyoruz.
Ameliyat anında ameliyatı yapanların “eyvah, kurşun kötü girmiş, her yeri parçalamış, bu adam ayağa kalksa da sakat kalır” gibi şeyler söylemelerinin ameliyat sonrasında olumsuz gelişmelere yol açtığının ortaya konmasıyla cerrahların ameliyat esnasında hastanın yanında olumsuz konuşmamaları kural olmuştur.
O zaman şunu bir düşünelim: Ameliyat esnasında veya uyurken yanımızda konuşulan her olumsuz ifade bizi derinden etkiliyorsa ya uyanıkken söylediklerimiz veya duyduklarımız.
Çocuklara verdiğimiz her olumsuz mesaj aslında bilinçaltına yerleştirilen tahrip gücü yüksek bir bomba gibidir. Bazıları etkisini hemen gösterirken bazıları da yıllar içerinde etkisini gösterir.
Çocuklarımıza yetişkin bir birey oluncaya kadar 144.000 defa “yapamazsın, edemezsin, olmaz, beceremezsin, inanmam, gidemezsin, başaramazsın” gibi olumsuz mesajları verdiğimizi ve bunları kullandığımızı biliyor muydunuz?
Bunların sonucunda beynimiz yanlış yükleme ve şartlandırmalarla adeta doğru düzgün çalışmayı unutuyor. Bu şartlandırmalar zamanla yıkılmaz inançlar haline dönüşüyor."
Yukarıda okuduğunuz italik yazı www.ufukonen.com.tr den alınmıştır. Bu yazı çocuklar dikkate alınarak yazılmış olsa da sizler de çocuktunuz ve kim bilir hangi olumsuz bombardımanlara maruz kaldınız? Şimdi siz kimleri bu bombardımana maruz bırakıyorsunuz? En önce kendinizi elbette. 
Olumlu, pozitif ifadeler kullanmanın bir diğer önemli özelliği de kullandığınız her kelimeyi hayatınıza çekiyor oluşunuz. En basitinden "Hayat çok zor." cümlesini sıkça kullanan biri hayatın zor olduğuna inandığından yaşadığı süre boyunca zorluklarla karşılaşmaya mahkum. 
Son günlerde sıkça duyduğum bir cümle ile de yazıyı bitirmek istiyorum.
"Allah ayağına taş değdirmesin!"
 İyi bir şey söylediğini zanneden ama söylediği kişiyi adeta taşlık araziye terkeden bir dua. Taşlı yollarda ilerlemek zorunda kalacak o kişiye kolaylıklar dilerken bu cümleyi kuranlara da şunu söylemek istiyorum;
"Allah yolunu açık etsin!" kadar güzel bir dua var mıdır? Bence artık dilinizi değiştirin ve bunu kullanın:)
Sevgilerimle...


Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.